bursa escort bayan

Altıparmak Escort Eve Gelen Escort Gemlik Escort Görükle Escort İnegöl Escort Karacabey Escort Kumla Escort Masöz Escort Mudanya Escort Nilüfer Escort Osmangazi Escort Otele Gelen Escort Rus Escort Sınırsız Escort Travesti Escort Ukraynalı Bayan Escort Yıldırım Escort
altıparmak escort çarşamba escort eve gelen escort gemlik escort görükle escort gürsu escort heykel escort inegöl escort iznik escort karacabey escort kestel escort masöz escort mudanya escort mustafakemalpaşa escort nilüfer escort orhangazi escort osmangazi escort otele gelen escort rus escort sınırsız escort üniversiteli escort whatsapp escort yıldırım escort
adalar escort adana escort anadolu yakası escort ankara escort antalya escort arnavutköy escort ataşehir escort avcılar escort avrupa yakası escort aydın escort bağcılar escort bahçelievler escort bakırköy escort balıkesir escort başakşehir escort bayrampaşa escort beşiktaş escort beylikdüzü escort beyoğlu escort bodrum escort bursa escort büyükçekmece escort çanakkale escort çatalca escort diyarbakır escort düzce escort edirne escort elazığ escort esenler escort esenyurt escort eyüp escort fatih escort gaziantep escort gaziosmanpaşa escort güngören escort istanbul escort izmir escort kadıköy escort kağıthane escort kartal escort kocaeli escort konya escort küçükçekmece escort kuşadası escort malatya escort maltepe escort marmaris escort mersin escort muğla escort pendik escort rus escort sakarya escort sancaktepe escort sarıyer escort şile escort silivri escort şişli escort sultanbeyli escort tuzla escort ümraniye escort üsküdar escort yalova escort
Bugun...


LachishPha Filiz Saban

facebook-paylas
1555- 1855 Kafkasya (2. Bölüm)
Tarih: 14-12-2023 00:38:00 Güncelleme: 14-12-2023 00:52:00


1555- 1855 Kafkasya (2. Bölüm)

21 Mart 1590 İstanbul anlaşması

 

Savaş yorgunu Şah Abas (doğusundan Özbek saldırıları var) batı hududu yani Osmanlı’nın doğu hududu şartlarını kabul eder.

Zaten Osmanlı’ya bağlılık bildirmiş Kahetiya’da bir değişlik yok. Alexander yıllık 30 yük ipek, 10+ 10 erkek ve kız, 10 kanat ispir şevarden ve 10 kanat Hicaz atmaca haraç ödemekten şikayetçi değildir.

1-Şirvan bölgesi iki eyalete ayrılır: Şamahı ve Derbent

1a) Şamahı’ya bağlı yerler:Şamahı, Lahıc, Aktaş, Kabala, Salyan, Zerdav, Şeki, Badku (Bakü), Havuz, Saadru, Siryan, Gassani, Khudaveri, Eriş ve  Mahmudabad olmak üzere  15 sancaktır.

1b)Derbent’e bağlı yerler Demirkapu kalesi, Şaburan, Akhtı, Kuba, Müskür, Küre, Çırak ve Rüstav olmak üzere 8 sancaktır.

2-Gence-Karabağ eyaleti Gence, Barzaa, Haçin, Ahıs-Abad, Dizak, Hekkeri ve Verende olmak üzere 7 sancaktır.

3-Revan ve Nahçıvan’ın birleştirilmesinden oluşan Revan eyaleti de iki birime bölündü

 3a)Revan, Aralık, Talın ve Ağcakala sancakları Revan altında

 3b)Şarur, Nahçıvan ve Ordubad sancakları Nahçıvan altında oldu.

4) 1590 anlaşması ertesindeki düzenleme ile 1578-1590 aralığında türbülans nedeniyle oluşturulmuş dört ayrı beyler beyliğinden Gori ve Dumanisi Tiflis ile birleştirildi. Tiflis, Somkhurut, Ağcakala, Gori, Triyaleti ve Kaygula sancakları Tiflis beylerbeyliğine bağlandı.

5)Penbek, Taşır ve Arpalı sancakları ise Lore eyaleti altında birleşti.

Kartli (Carthuel) prensi Simon-Han’ın tam olarak hangi bölgede nerelere hakimdir  açık değil. Bağlılık yemini yapıyor ve  muhtemelen 4 nolu bölge içinde bir yerde  haraç mükellefi oluyor ama 1598’de tekrar ayaklanıyor ve 9 ay süren kuşatma ardından Simon Gori kalesini ele geçirince Tebriz beyler beyi Cafer paşa Tiflis yakınlarında Simon’u esir alıp, İstanbul’a götürüyor. Chardin’e göre ardında Lurzab adlı bir oğul bırakan Simon-han bir daha geri dönemiyor. 

1603-4 aralığında harita tekrar değişiyor. Önce Nahçıvan daha sonra Revan (Erivan) (3a ve 3b) Şah İsmail’de.  Revan düşmeden 8 Haziran 1604’de Kartli ve Kakheti Şah Abbas’a itaatlerini bildiriyor 

5 Haziran 1606 yılında Gence de (2 nolu bölge) teslim olmak zorunda kalıyor ve ardından Tiflis’e devam eden Şah Abbas da fazla dirençle karşılaşmadan şehre (4 nolu bölge) giriyor ve oradan Şirvan’a yürüyor. 9 Ocak 1607’de Şamahı’da. 

Bakü ve Derbent’dekiler Osmanlı idaresinden mutsuzlar  Bakü’de idareyi ele geçirip, Şah Abas’a teslim ediyor  ve Mart 1607’de de Derbent kalesi Safavilere geçiyor. Direnen Şamahı 27 Haziran’da teslim olmak zorunda kalıyor.

Taraflar 20 Kasım 1612’de İstanbul’da tekrar masaya oturuyor. Nasuh Paşa anlaşması. Güney Kafkasya’daki Kartli, Kakheti, Şirvan, Gence-Karabağ ve Revan bölgeleri Safavilere dönüyor ve batısı eskiden olduğu gibi Osmanlı’da kalıyor.

*

Şu Levan mevzusunu da toplayayım.

“Levan bu arada artık başka çocuğu kalmadığı için Chilake karısının, amcası George’dan olma oğlu Vomeki’yi kendi oğlu gibi takdim edip varis ilan etmiştir.  Gurielli dul gelin çocuğunun da başına bir iş gelmesinden çekinir, abilerinin tavsiyesi ile  Akalzike’deki Paşa’nın yanına gider ve çocuk burada bilmesi gerektiği kadar Türk örf ve ananelerini öğrenerek ama asla kendi dinini değiştirmeden, yönetecek yaşa gelene dek yetiştirilir.  Levan 1657’de ve Imiretta prensi Alexander? 1658’de ölür. Kaos başlar. 10 Eylül 1672’de Türkler ve Gurialılar işte bu çocuğu Mingrelia (ve İmiretta?) tahtına oturtmak için gelmektedir. (Sh 158, 171),” demiştik.

Levan’ın kız kardeşi Safavilerin Tiflis valisi Shanavas ile evlidir. 1658-72 aralığında firarda, mezarda veya zindanda krallar ve prensler bolluğu yaşar bölge. Bu Shanavas inisiyatif kullanıp bölgeye giriyor-Safavilerin haberi yok! Henüz barış yapmışlar bozan olmak istemiyorlar.  Archylos adlı birini oğlu veya evlatlık boşta kalan Mingrelya tahtına oturtuyor ama direnç de var. Archylos birader Chardin’deki eskiden Jorjian, sonra müslüman sonra da hristiyan oldu dediği Sabatar aslında. Muhtemelen Guria prensinin St Basil tarikatında bekarlık yeminli keşiş (berre) kardeşinin   tahta oturtulduğu sene itaat etme yaptığında müslüman oluyor ama sonra tekrar vaftiz olup “Levan” adını alıyor. Gurialı prens de  Akalzike paşası oradan ayrıldıktan kısa süre sonra öldürülüyor. Bu Achyllus Sabatar Levan 10 Eylül 1672’de Rucs kalesindeki “illegal” Mingrelia prensi ve Türkler ile Gurieller saldırdı, yardım et diye atla ulaşmanın imkanı olmayan Suani kalesine Abcazlara haber yollayan da o.

10 seneden fazla süren kaotik ortamın sonucu olarak Avcı Mehmet idaresi antik yasalar ve dini gelenekler gereği yerellere bırakılmış bölgede, alabildiğiniz kaleleri alın, asayişi sağlayın emrini Kvarkvare oğlu Kaykhosro (Keyhürevrev)’in oğullarından Manuçehr-Mustafa’nın değil ama Beka-Sefer paşanın veya Gorgora-Yusuf paşanın oğlu oğlu Aslan Mehmed’e veriyor veya emri bu paşalardan biri alıyor ve astı olarak emri Kars muhafızı Aslan’a geçiyor. Aslan olduğundan yüzde yüz emin değiliz de bu tarihtekinin o olması lazım, bir yanına zaten yeterince şişmiş olan Guria prensini alıyor ki oda belki bu ailedendir, açık değil; orijinal Levan’ın torunu Levan Vomeki’de yanlarında Mingrelia ve İmiretta’ta 10 Eylül 1672’de giriyorlar ve tabir caiz ise taş üstünde taş bırakmıyorlar.

Archylus Sabatar Levan Rucs’a kaçıyor ve Suani üstünden Abcaz yardımı istiyor. Abcazlar geliyor ama faydaları çakma prensden ziyade Osmanlı ve Guriellilere oluyor. Hangi yolu izlediler bilmiyorum.

Chardin orada Abcaz hududunu değil antik Colchis’i en boy  ölçüp doğrular bu arada.

Sonuçta Abcazlar  Suani veya Rucs yolundan veya bir şekilde karadan dalıyorlar ama denizden gelmiyorlar.

Rucs’un özerkliği alınıp Kutaisi başkentli İmiretta’ya bağlanıyor ve anne tarafından Gurialı torun Levan Vomeki tahta oturtuluyor ve Veziri ilan edilen mevcut Mingrelia piskoposu (Grek cappuchine) paşa tarafından Allah’ın emri, peygamberin kavliyle mevcut Abcaz prensin (Suani tarafı) kızını oğlumuz Levan Vomeki’ye istemeye gidiyor. (Sh 173)  Olay bu.

Abcazlar gerçekten de TAMP’ın belirttiği gibi 1200 Mingreli esir alıyor ve sığırlarını da esir alıyor ayrıca fakat pro- Türk/pro-Guria Mingreller de farklı davranmıyor. Ortalığı karıştıran Tiflis’deki Shanavas. Chardin’in üstünde olduğu gemi hala Azğur’dadır. Günler sonra Anarguie’den çok daha konforlu kare yelden barka gelir.  Abcazlar ve Mingreller bütün gece o gemiye ganimet yüklerler.  16-20 silahlı adamını barkanın iki tarafına yerleştiren Abcaz Chardin’in gözüne “dünyayı kurtarabilecek sarsılmazlıkta   (arrentest rakehell)”   görünmektedir ve beraberlerindeki 3 zincirli “köle” yani tutsak  da Anarguie pasajından anladığıma göre aslında 1627’den beri burada misyonerlik faaliyetleri yapan Theatineslerden alınmış esirlerdir.

Şunu farkettim, arasıra alıntılar yaptığım 1615-86 aralığında yaşayan İskoçya asıllı asker ve Sir, James  Turner Antikite’den gününe Askerlik İlmi Sanatı, Taktikler ve Stratejiler kitabını fasılalarla yazdığında Osmanlı-Britanya diplomasi ilişkileri çoktan başlamıştı ve tek tük imalardan anladığıma göre zaman zaman direkt veya dolaylı Türk paşa ve askerlerle de “taktikler” hakkında görüş alışverişleri vardı.

O, karşılaştırmalı Harb Sanatlarını yazarken Fransız mücevher taciri Jean Baptiste Tavernier de Fransa kralı IV.Louis’in isteği üzerine Türk topraklarından  ve Karadeniz’den geçerek gittiği Persia ülkesi hakkındaki deneyimlerini kaleme alıyordu (1660) ve Tavernier anılarını kaleme alırken Fransız asıllı bir başka mücevher taciri   Jean Chardin bir görüşe göre Fransa kralı IV. Louise, başka görüşe göre İngiltere kralı II. Charles adına yine Türk toprakları ve Karadeniz üzerinden Persia’ya gitmişti (1671-2)  ve Evliya Çelebi’de onlarla aynı vakitte aynı coğrafyayı tavaf etmekte idi (1648-81).  

Demek istediğim bu dönemin kendine has başka dinamiklerinin olması ve hatlarını çizdikten sonra kendi özelinde bakmak lazım. Capucchin-Kapusyenlerin Grek olanları hakkında bulamadım. Bu tarikatler ile de bir olay var herhalde. Abcazların Grek Capuccinlere sempatisi var en azından ama kendileri ne belli değil. Chardin’in bence antipatisinden ziyade sempatisi var onlara. Haklarında söylenenleri ve onlardan duyduklarını anlatır ama Abcazları anlatmaz.

Mingrelia’nın ıslahı neden gerekli mesela? Önce ticaretle mi alakalı dedim ama belki tarım ile alakalıdır.  Chardin tam olarak kim ayrıca? Azğur’da ısrarları sonucu en sonunda onu ziyarete gelen Theatian büyüğü Zampi referans mektupların sahte der ona ve Chardin de aslında bunu reddetmez ama “önemsiz” biri sanılmaktan endişelenir. Köle ticaretinden değil, zincirlerinin çıkardığı seslerden rahatsız olur.  Türkçe ve Pers dilini iyi bilmektedir.  Bir yandan evet sürekli sızlanır ama en büyük derdi buğday unundan yapılmış ekmek yiyememektir ..

TAMP’ın ve zilyon başka yayının önerdiği gibi korsanlardan hem de hiç endişelenmez.  Karadeniz’de seyir eden 1.500 Türk gemisi vardır zaten. Kıyı seyirin açıkdenizden farkı her zaman var; çarpma, karaya oturma gibi zorlukları ve fırtınalar ile ilgili endişelerden bahseder o; yoksa korsanlardan endişesi hiç yoktur ;

Türk otoritesi altında olmayan Çerks ve Abcazların korsanlıkları yok muydu? 1500-1600’lerde korsanlık yapacak kadar iyi denizci iseniz kariyer yolunuz her zaman açıktı. O günlerde kıyıdan olup da CV’sinde korsanlık olmayan ayıplanırdı muhtemelen ama misal Malta korsanları kadar meşhur hiç olmadılar –yakalanmadılar +)

Chardin tarifine göre Tanais ağzını Türkler zincirlerle kapattılar ve Ruslar ile Çerkslerin açık deniz yani Karadeniz erişimleri o vakitler yoktu ve tüm kıyılar Türk kontrolünde idi. Ancak haberleşme sonuçta kısıtlı Azak’tan çıkacak gemiler önden kayık yollar ve Ruslarla şimdi ne haldeyiz, savaşta mıyız barışta mıyız diye önce ortam koklardı ve muhtelif yerel unsurlarla kendileri de inisiyatif kullanıp güvenli yol anlaşmaları yaparlardı.  Dolayısı ile bu vakitte Osmanlı-Abcaz ilişkilerinin kendine has ayrı bir doğası olması gerekiyor. 

 

Çelebi ile birlikte bakarsak  Dad+ia Levan’dan kastedilen ya Mingrelce de bilen Çaç idi veya Levan Çaçların damadı idi. Ve orada her ne oldu ise 1612 Nasuh anlaşması ile bağlantılı belki.

*

1855 Kırım-Kutaisi’ye dönersek Paul Everell’den devam:

Skeniscal (Tskhenitskali) şimdi Türkler ile Kutaisi arasındaki fiziksel engeldi; Ruslar karşı kıyıda idi. Ordu Ziewie ve Techoua’dan  geçmek için köprü inşa etmeye başladı. Oliphant bu arada Albay Caddell ile birlikte Sinaika (Senaki) yı keşfediyordu. 

Yol coğrafyasından dolayı zorlu idi, sürekli nehir geçmeleri lazımdı

 ama askerlerin moralleri çok iyi idi.

Kutaisi’de Türkler var- yardım gelsin diye bekliyorlar.. 

Ancak “200 metre genişlikteki Skeniscal (Tskhenitskali)  nehri hızlı akıntısı ile  Türkler ile Kutaisi arasındaki fiziksel engeldi. Oliphant ve  (Polonyalı subay) İskender karşıya geçecek yer ararken karşı kıyıda bekleyen Rus askerleri gördüler ama- (nehri geçemeyeceklerinin bilincinde) hiç biri ateş etmedi.  Yerel insanlar hava iyi olduğunda nehirden geçilebilecek çeşitli yerleri gösterdi ama şimdi imkansızdı ve güldüler. 

Kutaisi’ye bu kadar yakın olmamıza rağmen isteksizce çekilme kararı aldık ve 8 Aralık 1855’de askerlere çekil emri verildi.

Sun Tzu’nun yer yüzündeki gölgesi ve haklı ve meşru! halefi  olarak kritik yapayım; meşru derken herkes hem de akademik akademik ! kale terk; savaşmadan, güç kullanmadan, çalmadan, çırpmadan, hilesiz ve alenen  sancakları topluyorum habire. Gayet yasal

Meyve vermeyen bu seferde temel problem karma ordu olması değil veya komutanların hangi cephelerde ne zaferler kazandığı da değil:

coğrafyayı tanımıyorlar.

Ömer Lütfi Avusturyalı, iltica ettiğinde Ömer Lütfi oluyor ancak  elimizde bir de  Ferhad var; Kanguru davası sanıklarından ve bölge haritasını  mahkeme kayıtları üzerinden de şimdi çizmeye başladığını anlıyoruz, evet  adamlar hazırlıklı gelmişler, nehirler olduğunu biliyorlar ama tabiatını bilmiyorlar.

Kilit problem 1578’den itibaren Abcaz-İmeret hududunda ve Abcaz’da kalan  eski Corax’ı demek ki özellikle tanımıyorlar. Buradan benim açmak istediğim pencere Abcaz’ın batısı Karadeniz biliyoruz. Doğusu  ile ilişkileri..Yani Corax’ın üstü ve doğusu ancak şimdi burayı tamamlayayım.

Bu seferden sonra seyyahların Georgia hakkındaki perspektifleri değişti. Modern Gürcistan toprakları Rusya tacı altında birleşmiş ve doğudaki Tiflis yeni odak noktası olmuştu.

Sir J.Oliver Wardrop (1864-1948)  Oxford üniversitesinden Kartvelian araştırmaları kürsüsünü kurdu ve İngiltere’nin Birinci Dünya Savaşı sonrası ilk Transkafkasya baş komiseri oldu. 1887’de Georgia’ya gitti ve  önce 1888’de Georgia krallığı adlı kitabı yayınlandı ve ardından ülkenin dili ve kültürü hakkında pek çok başka araştırması.

Birinci dünya savaşı sonlarına doğru gazeteciler ve askerler asırlar sonra ilk kez birleşen ve bağımsız olan Georgia’nın kaderine ilgi duydular.  27. Tümen’den İngiliz askerleri bu dönem barış güçleri olarak güney Kafkasya’da üslenmişti.

1888-1963 Maynard Owen Williams National Geografic’in ilk dış haberler muhabiri olarak 1917’de Rus imparatorluğu güney topraklarında  çöküşünü belgesellendirmek üzere seyahat etti. Gürcistan katolikosluğunun kuruluşuna (1917)* ve Georgia’nın yeni(den) kazandığı bağımsızlığına şahitlik ederken Türklerin Batum bölgesini geri aldıklarını da not düştü: “Georgia Türklere ve Almanlara karşı koyabilir mi zaman gösterecek ama bir şeyden emin olabiliriz Georgia baskıya uysalca teslim olmayacak,” diye yazdı. 

*1917’de kurulan katolikosluğun içeriği hakkında bilmiyorum ama onun amacı ile gelişmelerin çarpışmasından yeni bir sinerji doğuyor anladığım kadarıyla. Gürcü derken kimse ne kastettiğini bilmiyora dönmeye başlıyoruz.

National geografic’ten bir diğer muhabir Melville Chater ertesi sene Armenia’daki insani krizi aktardı. Batum’a vardığında Ingiliz Tommiler (askerler) ve subayları, küçük Moğol suratlı Gurkalar, uzun boylu Sikhler, grilere bürünmüş hemşire-rahibeler, hatta baş tarafta ki ambar önünde dört gündür aralıksız  ekmek yapan Puncablı aşçılar bile güverteye doluşmuş ve İngiliz savaş uçaklarının eskortluğunda yaklaşılan Rus uygarlığının armut biçimli kilise kubbeleri ile çevrili  Batum limanına bakıyordu

Batum batı Kafkasya’ya giriş idi bu dönemde ve batı müttefiklerinin buraya hakim olması elzemdi. Amerikalı tuğgeneral James Guthrie Harbord  başkan Wilson tarafından Türkiye’ ve Yakın Doğu Amerikan Misyonu komutanı olarak atanmıştı ve Batum dolayısı ile bir tugay asker ve bir askeri vali ile İngilizlerin elinde idi. Ziyaretimizi  Türkler, Georgianlar ve Denikin ‘in ordusu (Anton Denikin, Rusya ordusu güney kuvvetler kastedildi) gıpta ile izledi. İngiliz ordusu ayrıldıktan sonra  bu iyi donanımlı ve önemli liman için üçü de rekabet edecekti

Frédéric Dubois de Montpéreux 1831-34’de Kafkasya’ya gitti. İsviçreli klasik eğitim almış filozoftu, ve Procopius’a dayanarak Nokalevi’ harabelerinin Archaeopolis olması gerektiğini söyledi. 1839’da yayınlanan tezinden sıkça alıntılar yapıldı ve mektupları Literaty Gazette , Journal of Belles Lettres, Arts, Sciences’de 1835’de yayınlandı…Nokalakevi’nin geniş duvarları Tekkouri tarafında birleşiyordu, yüksek taş duvarla duvarla çevrili bir tarafındaki tepe bölgeye hakimdi; duvarlara yerleştirilen kare kuleler muhtemelen Prokopius’un kale diye bahsettiği bölümdü ve altında kapılar vardı. Kale içindeki çok eski kilise kalıntısı Pitzounda’daki gibi taş ve tuğladan örülmüştü. Erken Bizans mimarisinintüm karakteristiklerini taşıyan kilisede heykel veya yazıt yoktu.

John Mason Neal da 1850’de yazdığı Kutsal Doğu Kilisesi Tarihi’nde  buradan bahsetti ancak 40 Şehitler mevkisini Nokalakevi olarak tespiti Dubois de Montpereuxs’un gözlemlerine dayalı idi ve diğer kaynaklardan da eklemeler yapmıştı. Neal’in önermesi artık geçerli olmamakla birlikte  Justinian döneminin 40 Şehitler (Sebaste Şehitleri) uzunca bir süre bu kilise olarak tanımlandı. Anılan seyyahların bölge turlarından bir süre sonra Kırım Savaşı patlak verdi ve Rus-Türk ilişkileri tekrar bozuldu;

John Buchan Telfer Rus karısı Yekaterina ile bölgede dolaştı. Telfer Kraliyet donanmasındandı ve kraliyet coğrafya enstitüsü üyesi idi de. 1872-75 aralığı seyahatlerinde epeyce not aldı. 66 günlük turu Senaki’den başladı :

Rus bir yetkili ile Nakalakev’e geldim,  posta atlarının çektiği bir troikadaydık; Tehour nehri boyunca ilerledik ve Sh’hepy, Staroy-Senaky, Sorta, ve  Kortamety köylerinden geçtik. Nakalakev köyü Tehour’un sol yakasında, antik Qunagyra dağı eteklerinde idi ancak şimdi ona Dedamoukha deniyordu ve harabeye dönmüştü.  6.asırdan kalma kilise kalıntıları hala yerinde olup Pitsunda’daki gibi saf Bizans mimarisi idi ancak şimdi Aziz Sylvester denen kuzey duvarında sayısız Gürcüce ismin yazılı olduğu bir yazıt vardı ancak herhangi süsleme, fresk veya başka yazıtlar yoktu

“Toparlarsak çeşitli zamanlarda seyahat eden gezgin notlarında tutarsızlıklar olsa da kaynaklar Mingrelia provinsi hakkında epeyce bilgi vermekte. Gürcüce Samegrelo denilen Mingrelia modern Gürcistan’ın parçası olmakla birlikte kendi dili ve kültürü ile Georgia’dan ayrı bir karaktere sahipti ve dilinin diğer Kartvelian dil aileleri ile de bir bağlantısı yoktu. Öte yandan Mingrelce konuşanların sayısı büyük kısmının Kutaisi’ ve Tblisi (Kartli)ye göç- ler nedeniyle azaldı.”

Osmanlı Gürcistan vilayeti tabirini kullanıyor muydu?

Türkiye ve Gürcistan tarihçiliğinde sıkı konulardan biri

Chardin’in tabiri ile Mingrelia, Guria ve İmiretta ile birlikte Akalzike yani Ahıska paşalığına bağlı ve Türklerin (Osmanlı) kadim yasaları ve dinleri gereği yerel idareyi yerellere bıraktığı ama yerellerin tamamını Paşalık /Atabeglik üzerinden Grand Signior’a (padişah) bağladığı bölgedeki 3 yerel prensliği temsil eder.  Mingreller kendi dilleri ve piskoposları var. Gürcüce bilmez, anlamaz ve okuyamazlar ancak kadınlar farklıdır ama karıları genellikle zaten Jorjia’dandır. Ortak iletişim dili Türkçe ve Farsçadır.

İmeretta’nın başkenti Kutaisi’dir ve Kutaisi aynı zamanda Akalzike paşalık hükümetinin de olduğu yerdir.

Ahıska bölgesinde Kıpçakların tarihi (xı-xvı. yüzyıllar arası) Azad Dedeoğlu detayla tartışır.

Hepsine yukarıdan bakarsak Tiflis’ için Dnieper büyük olasılıkla 1917’den sonra tersine akmaya başladı, mevcut tezlere göre ise II. Dünya savaşında ve Stalin sebebi ile.

1917’de Ekim devrimi var. Hakkında bilmiyorum -ama bence ne oldu ise aslında Ekim devrimi ile II. Dünya savaşı arasında oldu gibi sanki.

 

xvı. Yüzyılda Çıldır eyaleti Ahıska Sancağı’nın politik ve sosyo-ekonomik durumu- Shota Bekadze

XVIII. Yüzyılın ilk yarısında güney Kafkasya: Osmanlı, Safevi ve Rusya kıskacında -Elvin Valiyev

Osmanlı devleti idaresinde Gönye (Gonio) sancağı- Sibel Orhankazi

Sohumkale’nin  İnşa  surecinde  Doğu Karadeniz’in  lojistik önemi-Burak Selvi

Bora Gazi Han (Kırım hanlığı)- Nejat Sav 1966

Azerbaycan tarihinde kadın (XVI-XVIII. Yüzyıl) Sugra Caferova

Abkhazia and Georgia on the Verge of Independence (1917 - 1921) Cem Kumuk

Kafkasya’nın Karadeniz Kıyısındaki Antik Buluntular- K.A. Vladimirov

The Trebizond Empire (1204-1461): The geographical conditions, the external relations, the Komnenian Dynasty- Olga Vagiou

Sultan’ın Korsanları Emrah Sefa Gürkan

1/2

 



Bu yazı 582 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YUKARI