Bugun...


LachishPha Filiz Saban

facebook-paylas
10. Asır Kuzey Kafkasya Peçenekler 2. Bölüm
Tarih: 31-10-2023 10:36:00 Güncelleme: 31-10-2023 10:36:00


PEÇENEKLER

 

Aleksander Paroń’un The Pechenegs: Nomads in the Political and Cultural Landscape of Medieval Europe’ özeti

Peçenek tarihinin en belgelenebilir olaylarının yaşandığı Büyük Step’in batı toprakları Volga nehrinden  Karpatya Dağlarını da içe alarak aşağı Tuna’ya dek uzanır. En doğusundaki Volga bölgesi Volga nehrinin iki kıyısına yayılı olup tabiat koşullarından dolayı ormanlık, orman-step ve step bölgeleri olmak üzere üç kısma ayrılır. Volga’nın sol yakasındaki (TransVolga) Kama halicine uzanan ormanlık bölgeye sağ yakasındaki Volga’nın kolları Sura ile Sviiaga arasındaki topraklar da dahildir. Alüvyonlu ve kumluk düz arazi olup bataklık ve turba bataklıklar yaygındır. Kuzeyinde Kuzey Uvaly ile sınırdır, güneyine doğru marn ve kireçtaşlı Viatka yüksekliği aynı zamanda Kama nehrinin sağ yaka kolunun döküldüğü havzadır da. Volga vadisi modern  Nizhny Novgorod güneyinde yer alıp Volga bölgesinin orman-step bölgesini temsil eder. Volga’nın sağ yakasından güneye doğru orman stepini aşar ve Volga kıyı boyundaki yamaçlarla birliktedir. Volga yüksekliğinde iklim daha nemlidir ve toprak çeşitlidir. Buradaki ormanlarda yaprak döken ağaçlar baskındır. Nehrin sol yakası kuzey tarafı gibi düz akar ve nehrin bu yakasının aşağılarında ormanlık alan sadece kuzeyinde olup iklim kurudur ve bölge çoklukla steptir. Penza-Kuibyshev’in güney hattı Volga stepinde olup yarı kurak özelliktedir ve Caspian denizine doğru uzanır. Caspian ovası deniz çökelti tabakaları ile kaplıdır. Volga Kama halici (modern Kazan) aşağısında jeografik bölge ekseninde olup genişliği 2-4 km’yi bulur. Baharlarda bazen 20-40 km’ye kadar taşar. Volga’nın kollarından Akhtuba ağızdan 500 km ileride  Volgograd yakınlarında ayrılıp Caspian denizine doğru ayrı bir yol izler. Volga deltası özellikle balıkçılık dünyanın en zengin kaynaklarındandır ve Volga iklimi kıtasal bir terimdir. Onlarca ve hatta yüzlerce kilometrekarelik Caspian denizi kışları buzla kaplıdır. Güneyinde  kış 3 ay sürer ve yazlar genellikle sıcaktır.  Güneye indikçe yağış azalır (Astrakhan’da 500 mm’den 150 mm’ye); yazları yağmur neredeyse hiç yoktur, kışları en güneyde neredeyse hiç kar yağmaz ama kuru rüzgar anlamında sukhovei ile kuru sis çok yaygındır. Kuru sis genellikle Temmuz ayında ortaya çıkar. Bu durum bitki örtsünü etkiler. Tayga bölgesine kadar uzanan Volga kuzeyi iğne yapraklı ormanlar ile kaplıdır; güneye indikçe ladin ve meşe ormanları başlar; orta Volga’da yaprak döken meşe- ıhlamur ormanları step bitki örtüsünü oluşturur. Daha aşağı bölgelerde  toprağın cinsiyle orantılı orman çeşitliliği artar. Kara toprağın baskın olduğu yerlerde tüy otu (stipa) yetiştir, kestane toprağı pelin ormanlarına ev sahipliği yapar ve en güneyde tınılı topraklar solonchak stepleri olarak sınıflandırılmıştır.  Bitki örtüsü seyrektir, tuz gölleri ve gevşek kumlara burada rastlanır. İkincisinden esen rüzgarlar hilal yüzlü barkhan kumullarını oluşturur.Ardından Hazar ovasının yarı kurak toprakları başlar.  Volga bölgesi batısında Don nehri sağ yakasında Donets yaylaları var. Kuzeybatısı  merkezi Rusya dağlarına kadar uzanır, güney doğusunda Volga’ya yakın Don vadisi bulunur. Plato kireçtaşı ve kum taşındandır, eskiden nehir kanalları olduğu tahmin edilen yerler şimdi derin nehir vadileri ve balkalara dönüşmüştür.  Donets yaylalarının en yükseklerinde kurganlar keşfedildi. Zadonets bozkırı Don’un aşağı kesimlerinin güneybatıya doğru keskin dönüş yaptığı yerden başlar; bu ovada nehir akışı yavaştır ve acı göller bulunur. Bu nehirlerin çoğu bahar haricinde su seviyesi düşük Don’u besler. Don Taganrog körfezine yaklaşan bir delta aracılığı ile Azak’a dökülür ve aşağı Don körfezin kendisi gibi balık zenginidir. Zadonets bozkırı kara toprak ve kestane toprağı zengini olup buradan  doğu komşusu Caspian ovasına geçilir

Kuzey Kafkasya Zadonets bozkırı ile Caspian ovası arasındaki jeografik bölgedir. Stavropolskaia yaylaları bölgesi ikiye böler, batısı Karadeniz steplerinin ve doğusu Caspian denizi step ve çöllerinin özelliklerini yansıtır. Kuzey Kafkasya nehir zenginidir. En büyük nehri Kuban Karadeniz’e dökülür, Kafkasya dağlarından doğan Terek Caspian’a dökülür. Aşağılarda yoğun göller ağı vardır. Kısa ama sert kışlarında hava eksi 20- eksi 25’i görür ve Şubat sonlarında başlayan baharın hemen ardından sıcak yaz mevsimi başlar. Yağış Kafkasya dağlarına yaklaştıkça  doğudan batıya ve kuzeyden güneye doğru artar. Kuzey Kafkasya’nın büyük kısmı bozkırdır.  Sadece nehir vadilerinde yaprak döken ağaç ormanları ve çalılıklar vardır. Kara toprağın baskın olduğu batı tarafında tüy otlu stepler geniş yer kaplarken doğuda tuzlu topraklar ve pelin ormanları bulunur. Kuzey Kafkasya’nın bu tarafında acı tuzlu göller de vardır;  modern Ukrayna’nın bir kısmı Ukrayna levhası da denilen Karadeniz levhası olup kuzeybatıdan güney doğuya uzanır. En batısında denizden 470 m yüksektir. En düşük  seviye doğuya doğru aşağı Don mevkisidir, burada ikiye bölünür, batısında Ukrayna platosu ve doğusunda Azof Massis yer alır. Kuzeyinde Polesie ovasına doğru ve doğusunda Donets yükseltisi ile çevrilidir. Batı kısmında granit kaplı kıvrımlar yer alır, bazı yerlerde nehirler sert zemini kesip kanyon benzeri vadilere dönüştürür ve diğerleri (Boh ve Dnieper) kristalimsi/granit kayalardan akar. Burada çok sayıda vadi vardır. Karadeniz levhasının doğu kısmı fazla değişkenlik göstermeyen löslerle kaplı düz ova olup uzun süre su tutan sığ çöküntüllerle kaplı Dinyeper ovasına yumuşak geçiş yapar. Buradaki nehir vadileri eğimleri düzensizdir ve nehirlerin seyri yavaş ve sakindir.İlkbaharda karlar eriyince nehirler geniş alanlara yayılır ama yaz aylarıyla tekrar yataklar daralır.  Karadeniz ovasının su kaynakları Dnieper, Boh ve Dinyerster’dir. Haliçleri açık denizden kum şeritleriyle ayrılmış liman şekli alır, iklimi karasaldır. Dnieper doğusu daha serindir, yazlar güneyde sıcak, sonbahar kuru ve ılımandır. Bahar batısına daha önce gelir ve daha uzun süre kalır. Soğuk artktik hava akışına korunak sağlayacak dağ bariyerleri olmadığından kışları genelde çok soğuktur (Odessa -30’u görür) ve soğuk nedeniyle kıyıdan birkaç km açıkta bile deniz donar.Burada da üç tip bitki örtüsü vardır : orman, orman bozkırı ve bozkır. İlki güneye doğru Rivne-Zhitomyr-Kiev-Konotop-Briansk-Tula şehirleri hattıdır; meşe, akçaaağaç, diş budak ve ıhlamur gibi yaprak döken ağaçlar yanısıra gürgen ormanları da vardır. Sulak alanlarında çok sayıda kamış bataklıkları vardır. Güneyinde Kişinev-Pervomaisk-Poltava-Chuhuiv-Pavlosk’dan geçen orman bozkır bölgesi hattı yer alır. Yaprak döken ormanlar nehirlerin yüksek kıyılarında ve tüy otlu bozkır bitki örtüsü ise havzalarda yer alır. Bu bölgenin karakteristik özelliği Levady olarak bilinen kızılağaç, söğüt ve kavak kaplı nehir vadileridir.

Perekop kıstağı (Osmanlıda Or Kapı) ile kıtaya bağlanan Kırım’ın doğu ucunda Kerç  yarımadası ve karşısındaki Taman yarımadası Karadeniz ile Azak’ı birbirinden ayırır ve buraya Çürük deniz anlamında Sivash da denir. Yarımadanın %75’i bozkırdır ve doğa koşulları Karadeniz levhası ile benzerlik gösterir. Kırım bozkırları genelde düzlüktür ve güneye doğru hafifçe yükselir. Su açısından zengin değildir, dağlardan beslenen Salhir yarımadanın en büyük nehri Sivash’a ulaşamaz. Bozkırın güneyinde 130 km uzunluğu ve 50 km genişliğinde bir dağ sırası yer alır. Karadeniz levhası batısında Dinyerster’den Prut’a uzanan Moldavya platosu yer alır ( Pokutian Besarabia yaylası), iklimi nispeten ılıman olup dağlık kesimde Ocak ayı -2 ile -4 dereceyi görür. Temmuz ayında hava sıcaklığı 20-22 derecedir. İlkbaharda soğuk kuzey rüzgarları ile mücadele eden bölgenin bitki örtüsü meşe ve gürgen ormanlarıdır. Dobruca bölgesi tipik bozkır iklimi gösterir.  Pek çok antikite yazarı gibi Herodot da bölge sakinleri hakkında yazdı ama özellikle nehirleri anlattı.

Herodot tüm coğrafyaları nehirlerle anlatır. Kahramanlarının hiç biri zaferi açık denizden değil ama nehirlerden elde eder. 1770 Çeşme baskınında fikrimce Rus Baltık filosu Herodot’u folklorik özelliği ile değil ama nehirler tarifi ile okudu ve sürpriz yaptı. Tabi konuyla dolaylı bağlantılı bir soru var askıda : 1475-1855 desek Osmanlı sığ su ve nehir denizciliği ile bilinmiyor ise Karadeniz’in kuzeyi ve doğusunda sığ su ve nehir denizciliğini kim yaptı ve kıyı emniyeti asırlarca nasıl sağlandı? bu soru ile bağlantılı Mehmet Tütüncü-Karadeniz’de Osmanlı YazıtlarıEvliya Çelebi Seyahatnamesi’nde Kafkaslar -Nur Kartalcı Polat; Evliya çelebi 1964 tercümesiOttoman Empire and the Security of the Black Sea (1354-1700)-Ahmet Türk ve artı muhtelif araştırmalar var ama hiç biri bu soruya yanıt vermiyor. Soru enteresandır Roma-Khazar ilişkilerinde de aktif. Romalıların ve Osmanlıların Karadeniz’deki Aşil Topuğu kuzey batı Karadeniz’dir. İki imparatorluk da doğu kıyılarından bir saldırı almıyorlar. 16.asırda Kazak akınları Osmanlı payitahtını tedirgin eder ve 3-4 asırlardaki Goth akınları da Roma payitahtını rahatsız eder. Belki coğrafyası ile alakalı. Birinin kilidini açan diğerini de açacak muhtemelen.

De administrando Imperio da bölge tarifi verir (yukarıda andık), Selanik’ten başlar Belgrad’a doğru ilerler ve ardından  o günlerde Peçenekler tarafından kontrol edilen aşağı Tuna nehri ile Karadeniz Dristra çevresindeki bölgeyi anlatıp Hazar kalesi Sarkel’e doğru yay çizer.  Bahsettiği nehirlerden en büyüğü Dinyeper ile Dinyester’dir. 26 Şubat- 4 Nisan 1246’da bölgeden geçen Papa IV.Innocent’in elçisi Giovanni da Pian del Carpine Moğolların Büyük Han’ını ziyaret ettiğinde Comania/Kuman ülkesinin düzlük olduğunu ve dört büyük nehre sahip olduğunu yazmıştı: Dnieper, Don, Volga ve Yaik (Ural) ve her biri farklı birer Moğol lider tarafından üs olarak kullanılıyordu. Yazar hata ile tüm nehirlerin büyük denize (Karadeniz) aktığını yazdı ancak o seyahatini kış vakti yapmıştı ve nehirler de deniz gibi donmuştu  ve bu da belki hata yapmasında etkendi. Özellikle Volga’nın balık açısından çok zengin olduğunu yazdı. Yanında tercüman olarak seyahat eden Fransiskan rahibi Benedikt yanlışlıkta Tanais (Don) andığı İtil’de (Volga) Batu Han ile toplantıya eşlik etti ve Komanya’ya bir zamanlar Pontus denirdi dedi. Benedikt de Carpine gibi Karadeniz’i (deniz olanı)  hayli geniş gördü ve Dinyeper, Don ve İtil Karadeniz’e akar dedi ve Maeotis gölü olarak tarif ettiği yer de büyük olasılıkla aslında Aral ve Hazar denizi andığı yer de muhtemelen Balkash gölü idi.

Benedikt Comania’da yetişen büyük miktarda pelin ağacı hakkında anlatır.  10 yıl kadar sonra başka bir fransisken din adamı Rubrucklu William Fransa kralı 9. Louise’nin diplomatik temsilcisi olarak Asya derinliklerine seyahat etti ve Karakum’daki Möngke Han’ın sarayına ulaştı. Daha önce Altın Orda hanı Batu Han ile tanışmıştı. Konstantinopolis’den Kırım Sudak’a yelken açtı ve 1253 yazında oradan bozkırlara devam edip öncekilerin gözlemlerini doğruladı ancak bir farkla, o yaz ve sonbahar mevsiminde Karadeniz-Hazar bozkırlarında seyahat etmiş ve uçsuz bucaksız bozkır ovalarını da büyük bir denize benzetmişti. Keşişin dikkatini çeken bir diğer bölgesel özellik ise Seine nehrine benzettiği Tanais/Don ile Paris nehrinden dört kat daha büyük dediği İtil nehri idi ve bu nehirlerdeki balık bolluğu.  Bozkır sakinleri daha çok eti yenir kara hayvanlarını (koyun) tüketiyordu ve bozkırlarda çok çeşitte fare vardı ve bir kısmını göçebeler kendileri tüketiyor ve bir kısmını yetiştirdikleri kuşlara yem ediyorlardı. Ayrıca yöre halkının soğur (soghur) dediği dağ sıçanı veya tavşan da görmüştü, kedi kuyruğuna benzeyen siyah beyaz uçlu uzun bir kuyruğu vardı. 20-30’lu gruplar halinde yaşayan ve kış uykusuna yatan dağ sıçanları  yılda altı ay avlanan göçebeler için kolay avdı ve Rubruck’a göre bozkırlarda çok av hayvanı çeşidi vardı ama hiç geyik görmemişti, tavşan azdı ama ceylan ve yaban eşeği açısından zengindi. Arcali diye tarif ettiği hayvan muhtemelen yaban koyunu argali idi ama bozkırda özellikle de bu bölgede gerçekten de yaban koyunu görmüş müydü? Develer, yük hayvanları ve ayrıca şahinler de görmüştü ve Kırım yarımadasının uzaklarında tuz gölleri olduğunu da rapor etmişti.

Ortaçağ müslüman yazarları Latin ve Bizans yazarları gibi siyasi meselelerle pek ilgilenmediler ama Avrasya bozkırları hakkında yazarken daha çok etnografik ve coğrafi özelliklere yer verdiler. Halife el Muktedir’in elçisi olarak 21 haziran 921’de Bağdat’tan ayrılan Ahmed ibn Fadlan diplomatik misyon için Volga Bulgaristan hükümdarına gitmek için Horasan/Merv, Karakum çölü, Maveraünnehir ve Harezm yaptı ve 5 Eylül 921 – 2 Mart 922 arası beş aylık kışı burada geçirdi. Amu Derya nehri 17 karış kalınlığında donmuştu ve Harezm sakinleri  su kaplarının üzerlerini koyun postu ile örterek sularının donmasını engellemeye çalışmaktaydı.  Buzlar Şubat ayında çözülmeye başladı ve o zaman Halife’nin elçisi Ustyurt’a gidebilmek için hareket edebildi. Emba ve Ural nehirleri arasındaki plato ve bozkırları aştıktan sonra Başkırtya’ya ve oradan da Volga Bulgaristan’a geçti. Gördüğü nehirlerden en büyüğü Ural/Yaik idi ve güçlü akıntısı seyahati zorlaştırmaktaydı. Harezm’den Volga Bulgaristan’a varması 70 gün sürdü ve burada yaz gecelerinin çok kısa sürmesine hayret etti.  24 Şubat 1304 doğumlu Faslı (Tanca) seyyah Ibn Battuta  da Kıpçak Bozkırı hakkında yazdı. 1330-33 aralığında Altın Orda hükümdarları topraklarına gitmişti, önce Kırım’dan Astrakhan’a kadar ki kısmı gezdi ve Volga Bulgaristan’ını gördüğünü de iddia etti ama verdiği bilgiler fazla yetersiz idi. Deşt-i Kıpçak hakkında: Deşt-i Qifjaq ağaçların veya tepelerin olmadığı düzlük çimenlik yerdir, insanlar yakıt amaçlı tezek kullanır ve bölge hayvancılık için elverişlidir. Hayvan yemi yapılabilecek bitki örtüsü nedeniyle sürü sahipleri özel çaba göstermeden hayvanlarını iyi besler, en fazla at, deve ve sığır yetiştirilir. At yetiştiriciliğine önem  verilir, önemli gelir kaynağıdır ve itibarlı at yetiştiricileri vardır. Astrahan’da iken yerel hükümdar kervanların kış vakti donmuş nehirde ilerleyebilmelerini kolaylaştırmak için buz üstüne saman döktürmüştü.

 16-17 asırlarda coğrafi bilginin artması ile bilgilerin değerlendirilmesi değişti. Karadeniz -Hazar bozkırları Rusya, Türk Sultanlığı(Osmanlı) ve Polonya-Litvanya milletler topluluğu arasında tampon bölge idi ve onların siyasi meseleleri de analizlere girdi. Polonya kralı Zygmunt August’un hizmetindeki diplomast Andrzej Taranowski 1569 ilkbaharı ile kışı arasında Karadeniz ile Hazar denizi arasındaki Tatar hanlıklarını ziyaret etti.

Inner lake or frontier? The Ottoman Black sea in the 16th and 17th centuries ‘de Dariusz Kolodziejczyk :  Taranowski  Porte olarak da anılan Konstantiniyye’deki Polonya büyükelçisi idi ve 1569’da  Moskova üstüne yapılacak Osmanlı-Kırım seferini izlemeye davet edildi. Astrakhan’ı kuşatan askerlere katılmak üzere Karadeniz’den yolculuk yaptı. Önce Akkerman’daki Dniester’den geçti, 2 gün yolculuktan sonra Oczakow’a vardı ve “burada atları sulamak için kuyular dışında pek yaşam mahalli yok,” diye yazdı.

1563-69 Don-Volga kanal projesi var bu vakitte -Kefe beylerbeyi Janelerden olduğu sanılan  Çerkez Kasım Paşa proje sorumlusu. Hotko Samir’in 1578-1591 Osmanlı-Safevi Savaşı’nda Çerkesya makalesine Jineps’den ulaşabilirsiniz.

Yine bu aralık ile alakalı Kolodziejczyk’de:  “İspanya kralına Ağustos 1596’da Tiflis’den gönderilen mektup var,  biri Grek diğeri Ermeni dilinde mühürlü iki kopya  olup arşivde İspanyolca kopyaları ile birlikte muhafaza edilmişti.  Georgia /Kartli kralı, Philip’e Türklere karşı ortak askeri ittifak teklif ediyor ve Kakheti’deki Gürcü kral Alexander, Transilvanya prensi Zsigmunt Bathory ve Persia’daki Şah Abbas’ın da bu koalisyona destek vereceğini tahmin ediyordu. Zamanlama iyi idi, Osmanlı ve Habsburglar arasında epeydir savaş vardı ve Osmanlı otoritesi Tuna prensliklerince sınanmakta idi. Simancas’da muhafaza edilen ikinci mektup Gürcüce olup 1625 tarihinde Kakheti kralı I.Teimuraz tarafından İspanya kralı 4. Philip’e gönderilmiştir ve yine bir koalisyon teklif etmekte ve hayli megaloman bir dille yazılmıştır. Mektubu getiren rahip patronundan : "el Rey de la Iberia, que por otro nombre se llama Rey de los Jorgianos; el qual tiene sus Reynos y estados entre Persianos y Turcos, que se tienden desde el mar Caspio hasta el mar Negro cerca deI monte Caucaso,” diye bahseder; Jorcianların kralı olarak da bilinen İberia kralı, Caspian denizinden Karadeniz’e kadar ki bölgede, Persler ile Türkler arasındaki topraklarda yaşar/ hakimdir.  İki yıl sonra aynı Teimuraz  Papa Pietro della Valle’ye yazdı ve “ neden Kazaklardan bir Karadeniz filosu kurmuyor ve  birlikte Osmanlı’ya karşı savaşmıyoruz?” dedi. Benzer diğer egzotik projeler gibi bu da asla gerçeğe dönüşmedi ise de yazışmalar bölgedeki bazı yerel unsurların ne tür düşünce halinde oldukları hakkında fikir verdi,” denir.. İlaveten Kopenhag’da muhafaza edilen Danimarka krallarına hitaben mektuplardan 1658 tarihli olanında Kırımlı 4.Mehmet Giray Han Danimarka kralı 3. Frederik’e “Girit’te Osmanlı’ya karşı savaşan Venediklere yardım gönderme,” demiştir. Mehmet Giray’ın Danimarka kralına yazdığı mektup hem Kırım hanlığı’nın hem de Osmanlı’nın gelişmiş coğrafya bilgisi ve istihbarat ağı ile bağlantılı görülür ise de 1700 Çeşme Baskını’ndaki zaafları antitezi cinsinden sorgulanır.

Astrahan hakkında yazdığı kısa rapor 14 Ağustos 1569’da Konstantiniyye’den yola çıkışı ile başlar, Kiliya /Aşağı Tuna- Akkerman (Bilhorod-Dnistrovskyi Dniester ağzında)-Ochakiv-Azaq ve Astrahan rotasını takip etti. Eylül ayında Astrahan’a ulaştıktan sonra ayrı rotayı takip edip Bilhorod’a döndü ve oradan da kuzey yapıp Polonya’ya geçti. O da bölge hakkında diğerleri gibi düzlük ama yoğun meşe ağaçları ile bazı yaban eriği ağaçları var diye yazmıştı ama genel olarak ağaçsızdı.  Mus/Mius nehri Azak’a akıyordu. Odunları olmayan Tatarlar  yemek pişirmek istediklerinde ot tutuşturuyorlardı. Başta koyun olmak üzere bozkırlarda atlar, inekler, öküzler ve develer yetiştiriliyordu. Perekop Tatarları kışı Deniz’de geçirme eğiliminde idi. Azak Gruzsky, Elanchik, Mokry Elanchyk ve Mus nehirleri arasında idi. Karaca, geyik, yabani atlar ve domuzlar vardı, sulak bölge idi ve balık zengini idi. Taranowski kartal, akbaba, kuzgun gibi kuş çeşitleri ve ayrıca tilki ve kurtlardan da bahsetti, Zadonets bozkırında ayrıca çok sayıda yılan da vardı :” Burada insan bacağı kalınlığında yılanlar gördük, çok uzundular. Bazen göl kenarında o kadar yılan derisi vardı ki  uzaktan bakınca oraya beyaz bir örtü serilmiş sanırdınız  ve bakmaya ürküyorduk. Ekim ayında 3 gün boyunca çok sert rüzgar esti ve buzlu yağmur yağdı. Geceleri insanı öldürecek şiddette don olayları yaşandı.”

Bu dönemlerde  Perekop tatarları Azak denizi kıyılarına ve Nogaylar Don ile Kagalnik nehirleri arasına gider ve kamp kurardı. Habsburgların diplomatik ajanı Erich Lassota von Steblau 1594’de belki Kazakları etkilemek için Dinyeper’i ziyaret etti ve akıntılardan bahsederken Voronova Zavora’yı saymazsanız 12 kolu var diye yazdı. 17.asırda d’ukraine adlı eser yazan askeri inşaat mühendisi G.L. de Beauplan 17 yıl geçirdiği Polonya-Litvanya hudut bölgesini çok iyi tanıyordu. Bozkır faunasından bahsederken yerel sinek ve sivrisineklerin neden olduğu rahatsızlıklar ve onlara karşı nasıl korunmalı hakkında da yazdı. Ayrıca bir de çekirge sürüleri vardı, çoklukla güneydoğudan /Kafkasya’dan gelen. Bozkır kemirgeni bobak dağ sıçanı hakkında detayla yazarken Sula ve Supoi nehirleri bahsinde su kenarında yaşayan pelikan, turna ve bıldırcınlar hakkında da bilgi verdi. Dinyeper akıntıları boyunca uzanan alanlarda Sayga antilobu, geyik, yaban keçisi, devasa yaban domuzları ve ortalama 50-60lı sürüler halindeki yaban atları vardı. Dnieper ötesinde bufalo, beyaz tavşan, ve yabani kediler vardı. Transdinyester bölgesinde koç bulunurdu. Ukrayna’da bahar nisan ortasında başlardı, yazlar kuru ve kışlar çok sert geçerdi. Sert kış iklimi nedeniyle donarak ölen insanlara da Beauplan’ın eserinde yer verilmişti. 18-19 asırlarda yaşayan Jan Potocki fransızca yazdığı Bozkırlara Yolculuk’ta Astrahan ve Kafkasya’yı gezdi. 1797-98 keşif gezisi notlarına göre Khopior ötesinde başlayan bozkır nehrinin sınırsızlığından etkilendi. Zadonets bozkırını Medveditsa nehri yakınında ve Don ile Volga kıvrımları arasında sert rüzgarlara maruz kuru ve kumlu bir ova olarak tasvir etti ve cansız bir çöl gibi dedi. Bazı yerlerde pınarlar akardı ve derin vadi diplerinde ağaçlar vardı ancak açık bozkırlarda hiç ağaç yoktu.  Modern Volgograd’a düşen Tsaritsyn’in güneyinde bozkır rengi değişip mavi yeşil renk aldı, orada pelin yetişiyordu. Kuzey Kafkasya’nın doğusunda Nogay bozkırında ince seyrek çim tutamları yetişiyordu ve buraya yerel halk kum diyordu. Burada yazları sığırlar için iyi ve sağlıklı yem oluşturan sarı çiçekler ve otlar olurdu ve bölge ilk bahar ve kış aylarında kamp kurmak için de elverişliydi. 26 mayıs 1797’de Astrahan nehri taşmıştı ve sular altında kalan ormanların oluşturduğu adacıklar nehirde sehayati güçleştirmişti. TransDon’da Potocki bobak dağ sıçanlarını gördü, çok iriydiler.

Ayrıca çok sayıda yer sincabı (souslik) ve yabani köpek sürüleri de gözlemledi. Her yerde sivrisinek vardı, Tsaritsyn’de sayga antilobu ve kartallar, Volga çevresinde ise pelikan, karabatak ve su yılanları ve ayrıca jerboa/jaculus jaculus vardı. Nogay’da ise sülünlerin bolluğuna dikkat çekti….

*

Hazarlar hakkında-aynı kitaptan devam

 .. Göktürkler ile çok yakından bağlantılı erken Hazarlar bir kaostan doğdu, dilleri hakkında bilgiler yetersiz. Arap yazarlar dilleri hakkında diğer Türk dillerine benzer ama kendi özgüllüğü de vardır derler. Günümüze ulaşan birkaç dilsel kanıt ortak Türk diline yakınlaştırır ise de Peter Golden’in de belirttiği gibi kesin bir kanıt yoktur. 7-9.asırlar arasında hudutları Karadeniz ve Hazar bozkırlarını da aşmıştı. Kağanlık kuzeyde kama nehri, güneyde Kafkasya’ya uzanıyordu, doğusunda Urral nehri vardı. 4.asır Goth krallığı gibi Hazar siyasi organizmasının da bölgesel çekirdeği vardı ve Volga halici ile kuzey Kafkasya bozkırlarında biçimlenmişti. Diğer bölgeler Hazar himayesi altında idi ve 9.asırda Kiev dahil doğu slav toprakları da Hazar kağanlığının egemenliğini tanımaktaydı. Hazar hanlığı 10.asır ortalarına kadar Doğu Avrupa’nın en güçlü siyasi ana gücü idi ve hem tüm yönlerden dışsal genişlemeleri durdurmuşlar hem de bozkır koşullarında istikrarlı ve güvenlik düzeyi yüksek bir siyasi düzen kurmuşlardı- bu düzen Pax Chazarica olarak tanımlandı. Ticaret için uygun koşulları yarattılar, başkentleri İtil Hazar denizi deltasında idi ve sültürel kalıntıları Don, Donets haricinde Dağıstan ve Doğu Kırım’da da bulundu. 8.asırdan itibaren Volga merkezi boyunda Saltovo-Maiaki kültüründen biraz farklı çeşidi vardı. 10 asırdan itibaren Hazar kağanlığı kademeli olarak dağılmaya başladı. Bu arkeolojik kültürün yaratıcılarının kağanlık içi halklar olduğu önerilse de toprak aralığı Khazarlarınki ile tam olarak örtüşmüyor. Khazar dönemi ile alakalı 2 tip temel gömü grubu var : Bulgarlar ve Alanlar. Azak kuzeyinde yaşayan erken Bulgarlar cenazelerini iskeletleri ile çukurlara gömdüler.Daha kuzeyde yaşayan orman bozkır kültü grubu ise cenazelerini yer altı mezarlarına gömdüler. Saltovo-Maiaki kültürü nüfusunun önemli kısmı geçimini hayvancılıktan sağlıyordu, göçebeydiler ancak bu kültürün kalıntıları yerleşim yerlerinde ve kalelerde de vardı. Dolayısı ile daha çok yarı yerleşik yaşıyorlardı. Toprak işleme becerileri çok yüksekti. Demir bağlantılı pulluk, orak gibi çeşitli tarım aletleri bulundu. Bahçeleri ve üzüm bağları vardı, avcılık 

ve balıkçılık yapıyorlardı. Demircilik, kuyumculuk ve çömlekçilik gibi göçebelerle bağlamakta zorlanılan sanatlarda da oldukça gelişmişlerdi. Yerleşik nüfusta göçebe geleneklerinin devam ettiğine işaretler var, çiftçiler belki her baharda kasabalardan ayrılıyor ve sonbaharda hasatları ile birlikte geri dönüyordu. Kağanlık nüfusu maddi kültür açısından olduğu kadar manevi kültür açısından da çeşitlilikteydi. Yahudilik Hazar elitleri arasında baskın hale geldi ise de bunun ne zaman olduğu ve çevreleyen koşulları belirlemek zordur ve elitlerin diğer din mensuplarına herhangi bir zorlayıcılığına işaret yoktur. Mesudi dinle ilgili konularda yedi ceza yargıcından oluşuk heyeti ( hristiyan, Yahudi ve müslümanlar için ikişer ve paganlar için bir) Hazar hükümdarları atardı, der. 

Peçeneglerin kökenleri hakkında Paul Pelliot onları Çin Sui hanedanı (581-618) kitabındaki Pei-ju’larla eşlemeyi denedi. Pei-Ju Tiele konfederasyonu parçası olarak listelenmişti ve konfederasyon Fu-Lin (Bizans) doğusuna kadar etkindi. Ancak bu eşleme fazla itibar görmedi çünkü Sui kitabı tarifine göre onların Karadeniz merkezinde olması lazımdı ve öyle olsa Bizans kaynakları onlardan bahsederdi. 8.asrın ikinci yarısında hazırlanan bir diplomatik rapor Uygurların kralının beş ajanında onların (i-byil-kor kabilesinin) kuzeybatısında Be-Ça-nag kabilesi (peçeneg) var. Be-ça-Nagların beş bin savaşçısı vardı ve Hor’a (Uygurlar) karşı savaşı onlar yönetti, denir ve nispeten daha güvenilir bilgi olmasına rağmen ilgiler ses benzerlikleri üzerinden kurulmaya çalışmakta ve tatmin edici olmaktan uzaktır. Bizans kaynaklarına göre Uzlar ve Khazarlar onları sürdü ve onlara belki eskiden Kangar deniyordu ve daha sonra Peçenek denmeye başlandı. 5.asır armenian yazarı Lazar Parpetsi Kangar ismini tanımaktadır ve ayrıca 6.asra ait iki Süryani şehidolojisinde de Kangar ismine rastlandığından Karolyn czegledy Kangar (konferederasyon) topraklarının iç savaştan önce Kura nehri ile Sevan gölü arasında ve Albania ile İberia ( orta Gürcistan) hududunda olabileceğini önerdi ( bu şıktan gidersek Tzitzak aslında Kangar olabilir) .. Kül Tigin kitabesinde anılan Kängäräs  da olabilirler ve isimlerini ortaçağ Müslüman yazarlarının bahsettiği Sry Derya aşağısı ile Aral arası yerleşkesinden almış olabilir, Kangar nehrinden almış olabilirler vb..  Ibn Rusta : Khazarların kralı (İsha) insanlardan zenginlikleri ile orantılı atlı-donanımlı asker alımı yapardı ve onlar her sene Peçeneklere akınlar yaparlardı. İsha bu seferleri bizzat yönetirdi.  Karadeniz stepleri ile Volga bölgesine hakim Khazarlar Peçeneg agresyonunu engelleyebilecek koalisyon kurma kapasitesine sahipti ve bu akınlardan kaçırdıkları insanları köle olarak satardı da ancak 9.asıra damga vuran ve Peçenekleri Khazarlardan ayıran iç savaşın motivasyonunun bu akınlar ve köle ticareti olup olmadığı bilinmemekte.DAI sonuç olarak ( arazi ihtilafı nedeniyle) Khazarlardan ayrılan 3 boyun (Kabardoi) Magyarlara katıldıklarını anlatır. Bu bölünme sonuç olarak Khazar hegemonyasını zayıflatır.

893’de Samanid egemeni Ismail ibn Ahmed Karluklar kastedilmiş olabilir Semirechie (Zhetysu) da yaşayan Türk kavmini yendi ve onları daha batıya gitmeye zorladı. Karluklar Oğuzlara (uzlar) saldırdı ve onların topraklarına yerleşti. Zincirleme reaksiyonun sonucu olarak uzlar da Peçenek topraklarını işgal ettiler desek Kimak ve bilhassa batı kıpçakları da bu değişimde rol oynamış olabilir.

DAI’ye göre ama Peçeneklerin ayrılması ile sonuçlanan Khazar iç savaşının daha evvel yaşanması lazım. 894-96 Bulgar savaşında Bulgar kralı Simeon formasyonunu çoktan tamamlamış ve üzerinde ciddi baskı yapan  Magyar-Türklere karşı Peçeneklerden yardım alacak ve Magyarları daha batıya gitmeye zorlayarak kendi kuzeyini sağlama alacak- bu olduğunda Magyar-Türkler Lebedias, Arpad’ı zaten görüyor ve sıradaki 3.nesil Magyar prensi ve Arpad’ın olası yeğenindedir. Alanlar da tam bu aralıkta bir güç olarak sahneye çıkıyorlar.

Prum rahibi Regino Chronicon’unda 889’da Hungarianların kendi topraklarından peçenegler tarafından uzaklaştırıldığı yazar,ona göre Magyarlar bu savaşla Lebedia’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bu alıntı özellikle Macar tarihçiler tarafından sıkça tekrarlandı ve peçeneklerin 880’lerde bölgede görünmeye başladığı görüşü baskın oldu. Ancak bu görüşün 16.asır Nicolanian tarihçesinden kaynaklandığını da dikkate almak gerekir.

J.Marquart’a göre ilk Magyar-Peçenek ihtilafı 862’de ortaya çıktı ve Magyarlar o zaman ihtilafın sonucu olarak  Almanya doğusuna saldırdı. Bizans tarihçelerine göre 836’da Krum hanın aşağı Tuna’ya yerleştirdiği Türkler Bulgar Hanı Presian’a Adrianopolis ayaklanmasını bastırmakta yardım etti. Bu Türkler ön Magyarlar olabilirdi ve alternatif teze göre Magyarların Peçenek baskınına maruz kalması 906-908’de olmuştu ( bu tahminler DAI’de geçeen 50 sene önce cümlesinden besleniyor, 950-959’da yazıldığı varsayıldığından geriye dönük 50 sayıyorlar ama DAI 800 olaylarını da anlatır.)

Lebedias grubundan bir kısmı DAI’ye göre  Pers Khorasan’ına göç etti. Onlara Sabartoi asphaloi deniyordu. Marquart’a göre bu etnom Ermenice Kara Oğullar anlamına gelen Sevordik ile bağlantılı olabilirdi- Sevortioi etnonimine De Ceremoniis’de de rastlanır, onlar Transcaucasia’da (Georgia veya Armenia) yaşarlar ve liderleri imperiyal emir altındadır( keleuseis). Marquart’a göre Sev-Ogrik veya Kara Magyarlar tercümesi VII.Constantin’in tasviri ile de örtüşmektedir ve onlar muhtemelen Carpat dağları ötesine geçen akrabaları ile iletişimde idi.  Sevordikler Armenian tarih yazıcılığına 9.asır ortalarında (830-40)girdi.  Macartney’e göre Magyarların çözülmesine sebep olan Peçeneklerin saldırısı değildi ama Çerkeslerin saldırısı idi. Magyarlar hala Kuban kuzeyinde yaşadıkları vakitte Çerkesler onların toprağını işgal etmişti ancak bu öneriyi besleyecek herhangi bir kaynak yok ( fikrimce olabilir de o vakitler henüz Çerkes/Circassian etnomu kullanılmıyor. Öyle bir şarkı var ya, onlar bize Şapsuğ,Kabardey vb derler biz kendimize Adiga deriz diye. Yoklardı demiyorum ama o tarihteki adları Çerkes değildi demeye çalışıyorum.)

Arkeolojik verilere göre Belaia ve Kama nehirleri arasında ve Volga doğusunda 9.asır ortalarında bir çatışma yaşandı ve  sonucu olarak daha önce karşılaşmadığımız Peçeneg, Kangar, Magyar etnomları ile tanıştık ve Arap kaynaklarında Çerkeslerin kastedildiğine inanılan Nandarinler de muhtemelen bu ihtilaftan doğan güçlerden birinin adı veya lakabı idi. Lowmianski’ye göre Magyarların orijinal yerleşkesi şimdiki Bashkiria  idi, buraya (Youmalan)  sonra Peçenekler yerleşti.

İsmini Lebedias’tan alan Lebedia mevkisi hakkında:

(DAI’ye göre Lebedias kavmi Khazarlara hizmet veren voyvodalıktı ve Khazarlar onlara kurucu ismi ile anılacak Lebedias’da yer verdi ve Lebedias’ı Khazarlardan soylu bir kadınla evlendirdi ama bu evlilikten bir çocuk olmadı.) DAI’de anılan Chidmas/Chingilus nehri Lebedia’dan geçer. Araştırmacılar  bu nehrin Azak’a dökülen Molochnaia olabileceğini önerdi. Ancak DAI’ye göre bu nehir netlikle Lebedia içinden geçer, hududu değildir. Muhtelif Macar kronikleri eşliğinde Lebedia doğu hududunun Molochnaia değil ama Don nehri olması gerekir. Geza Feher Chidmas’ın Donets nehri olabileceğini önerdi ve Boh’un bir kolu olabileceği de tartışıldı.  Birkaç araştırmacı Lebedia’yı Volga bölgesine yerleştirmeyi denedi. Urallar ile Aral denizi arasında arandı. Gabor Vekony’ye göre Chidmas/ Chingilous  Emba idi. Laszlo Varady’ye göre Bolshois Uzen ile Maly Uzen kastediliyordu ve öyle ise Volga ile Yayik-Ural arası kastediliyordu.  Olan referanslara göre Sabartoiler ile Kangarlar arasındaki savaşın Volga doğusunda bir yerde olması lazım ancak arkeolojik data hipotezlerin hiç birini desteklemez ve onları Pannonia bölgesinde görür.  Kabarlarla birlikte yerleşecekleri Atalkouzou bölgesinin yeri de belirsizdir. Türkçe su-nehir anlamına gelen atel/itil/etel ve bölge anlamına gelen köz/küzü bileşimi Atel kouzou nehirler arası anlamına gelir (Mesopotamia gibi. 800 başlarında Krum han saldırısı ile bağlantılı batı Mesopotamia themesi oluşturuldu aslında)  Magyarlar daha batıya itildikten sonra buraya Peçenekler yerleşti (DAI tarifine göre Peçenekler zaten orada, Magyar-Türkler de orada. Peçenekler sonradan geldikleri için değil zaten orada oldukları için gelişen siyasi durumla bağlantılı Magyarları daha batıya itiyor). Buradaki nehirlerden ilkinin adı Barouch, ikincisi Koubou, üçüncüsü Trullos, dördüncüsü Broutos ve beşincisi Seretos’dur.

Dosya böyle akıp gidiyor.  DAI’de anılan “Khazarların 9 vilayeti Alanya’ya bitişiktir ve Alanlar Uzlar  ile veya tek başlarına bu 9 vilayete saldırırsa Khazarlar büyük yıkım yaşayabilir, onların tüm zenginlikleri (Alan hududundaki) bu 9 bölgeden gelir,” cümlesinin topoğrafik karşılığını arıyorum aslında ama buradan çıkacak görünmüyor.

Peçenekler bölge standartlarına uygun çeşitli sürü hayvanları yetiştiriciliği yapıyor.

Kiev St.Sophia kilisesi frescolarında iç Asia’da yetiştirilen Bactria devesi tasvirine rastlanmış. 1054’de Balkanlardan Kutsal Topraklara hacca giden Cambrai piskoposu Lietbertus Scythialı haydutların saldırısına uğrar. Onlar at ve deve sürüyordur ve kastettikleri muhtemelen Peçeneklerdi ve kafiledeki keşiş Raoul’a göre sünnetli kafirlerdendiler ama Orta doğu ile Peçenek ülkesi arasındaki ilgiyi kurmak zor ve onlar aslında saldırıya Balkanlardan geçerken uğramış olabilir.

Don, yukarı Severskii Donets, orta Oskol ve  aşağı Tuna’da Garvan yakınlarındaki Dinogetia  kazılarında ticaret rotaları hakkında deliller bulundu. Uzun mesafeler yük hayvanlarının yenilenmesi ihtiyacını doğuruyordu ve ticaret yollarını kontrol eden Peçenekler kafileler için muhtemelen deve de sağlıyordu. Sarkel kazılarına göre step insanları iki tip at yetiştiriyordu.  İlki iri kafalı tipik bozkır atı idi ve ikincisi ince uzun bacaklı ve küçük kafalı bir ırktı. Boynuzlu sürü hayvanları yetiştiriciliği yapıyorlardı. Eti için hayvan yetiştiriciliği yapıyorlardı. Hayvan kesimleri sonbaharda yapılırdı. Süt ürünleri daha çok yaz mevsiminde üretilir ve tüketilirdi. Peçeenklerin hayvan kanından da üretim yaptıkları biliniyor ama ne amaçla kullandıkları bilinmiyor. Hayvan derilerini giysi yapımında kullanırlardı, koyun postu özellikle yurt/çadır yapımında kullanılırdı. Yazları tarım için kuzeye çıkar ve kışları hayvan otlatmak için güneye inerlerdi. Radziwill tarihçesine göre atlar yük arabaları için de kullanılıyordu. Moğollar develeri de aynı amaçla kullanırdı. Hem beslenmek hem de savaş pratikleri için avlanmak da alışkanlıkları arasında idi.  Göçebe topluluklar Giovanni da Pian del Carpine’e göre aç kaldıklarında her şeyi yiyordu dolayısı ile Peçenekler de. (Bu ayrıma da hastayım, şehirliler aç iken ne yapıyordu acaba?) Köpek /tilki eti, at eti ve kanı, kedi eti, fare eti  tüketimleri dışarıdan gözlemciler için  iğrenç ve yamyamlık gibi algılanmış olabilir.

Mola

 

 



Bu yazı 2246 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YUKARI