Bugun...


Papapha Mahinur Tuna

facebook-paylas
Dil İlaçtır ”Abızfüa xfüup”
Tarih: 21-02-2019 13:54:00 Güncelleme: 21-02-2019 13:57:00


      Dil İlaçtır

                  ”Abızfüa xfüup”

                                         Abhaz atasözü

 

                                                                        Papapha Mahinur Tuna

   

         21 Şubat Dünya Anadil Günü.

         Bu gün yine, her yıl olduğu gibi müzmin bir hastalığımızdan, yok olma tehlikesi altında bulunan anadilimizden söz edeceğiz.

         Abhaz dili dünyanın en eski dillerinden, hatta en eski yazılı dillerinden biri. Maykop kazılarında bulunan bir tablet,  Leningradlı uzmanlar tarafından okunmuş ve metnin MÖ 12-13. yüzyılda Abhaz diliyle yazılmış olduğu ve Argonot seferini anlattığı belirtilmiştir.  

         Nedir Argonot seferi?

         Argonot denen gemicilerin argo denen hızlı bir gemiyle Karadeniz'in Kolhis ülkesindeki altın postu almaya gitmesidir.

         Kimdir Argonotlar?  Troya efsanesinden önceki kuşaktan gelen kişilerdir.

         Ya altın post? Bir zamanlar Athamas'ın çocukları Phriksos'la Helle'yi sırtına alıp Yunanistan'dan  Karadeniz'deki Kolhis ülkesine kaçıran koçun pöstekisidir. 

         Aison tahtını üvey kardeşinden geri almak için bu postu geri getirmek zorundadır. Efsane uzun, efsanenin ne demek istediği ise ondan da uzun.

         Peki neresidir Kolhida ?  Başkenti  o dönemde Dioskuria diye anılan bu günkü Sohum kenti. Demek oluyor ki Kolhis bu günkü Abhazya ve çevresidir.

       Maykop tabletiyle binlerce yıllık öyküyü  anlatan Abhaz dili ve onun öyküsü nedir ?  diyecek olursak, sözü uzatmamız gerekecek.

         Biz sözü kısa kesip Abhaz dili hakkında birazcık bilgi verelim.

         Abhaz dili Kuzeybatı Kafkas Dilleri ailesinden olup diğer üyeleri Adigeler ve Ubıhlarlardır. Abhaz dili prehistorik zamanlardan beri konuşulmaktadır. Sadece altı sesli harf içeren Abhaz dili, yabancılar için çok güçtür. Sesli harf sayılan iki yarı sesli sayılmazsa kaydedilen yaklaşık 80 ayırt edilebilir sesin, dilin günlük konuşma dili ya da edebi dil oluşuna bağlı olarak 50 ya da 56 sessiz fonemi vardır. Beş adet sessiz dizin vardır, dudak ünsüzü, damak ünsüzü, gırtlak ünsüzü (h) sesi ile telaffuz edilen ünsüzler ve konuşurken ses tellerinin sekiz ayrı biçimde titreşmesiyle çıkarılan sesler. Böylesi bir çeşitlilik Abhazlara av sırasında kendilerine yardımcı olan hayvanların seslerini çok iyi taklit edebilme yeteneğinin yanısıra yabancı dilleri ustalıkla telaffuz edebilme yeteneği de kazandırır. Bu sesler bir Hint-Avrupa dilleri alfabesindeki herhangi bir harf bileşimi ile tam olarak simgelenemez: Bu amaçla düzenlenen ve halen kullanılmakta olan Rus Kril  alfabesinin de işlevini tam olarak yerine getirdiği söylenemez.

         Abhazca bilmeyen bir dilciye  bu dil, şarkı söylenirken seslilerin çoğaldığı ve konuşulurken bir dizi hafif patlamalar olduğu imajını veriyor. Sesler bir titreşim, fısıldayış ve sürekli bir vızıltı içeriyor. Dilin polisentetik oluşu, güçlüğü daha da arttırıyor ki bu, yüklemin yerini alan fiille tam bir sentezi anlamına geliyor.

         Yabancılar Abhazcayı zor ve anlaşılmaz buluyor olsalar da Abhaz halkı dillerini güzel ve şiirsel buluyor ve dillerini çok seviyorlar. Sözcüklerin çoğu mecazi anlamında somut imajını koruyor,  annenin erkek kardeşi anlamına gelen “anne kanı-anşia” gibi yansımalı sözcükler de yaygın.

         Abhazca bir cümlede fiil dominanttır, fiil yer belirten ön eklere ve diğer baz eklere ilave olarak iki veya daha çok zamirsel ön eki de aynı anda içerir. Fiiller ön eklerin, son eklerin ve asıl sözcüğün ortasına konan eklerin yardımıyla  zamirleri, sayıları, dilbilgisi kurallarına ilişkin sınıfları, yer zaman ve diğer ilişkileri ifade eder. Bu tamamlayıcılar olmaksızın fiiller işlevsizdir.

         Dilbilimciler Abhaz dilinin çoğu ölü diller grubundan olan en eski Yakın Doğu dilleri ile bağlantısının bulunduğunu, Kuzey Batı Kafkas dilleri grubunun bir branşı olduğunu söylüyorlar ve diğer kültürlerle sık ve yoğun temaslara karşın Abhaz dilinin yüzyıllar boyunca çok az değişikliğe uğradığını belirtiyorlar. Birkaç Arapça ve Türkçe sözcük dışında sadece yeni teknolojik kavramları ve sosyal kurumları belirtmeye yarayan az sayıda Rusça sözcük ve isim “a” öneki alarak Abhaz diline geçmiştir. Bu Rusça sözcükler de eritilmemiş ve Rusça olarak kalmıştır.

         Yukarıda belirttiğimiz gibi Abhazca dünyanın ilk yazılı dillerinden biri olmasına ve Abhaz dilinde okur yazarlıkla ilgili pek çok terim bulunmasına karşın Abhazlar bu günkü anlamda yazı diline devrim sonrası kavuşmuşlardır. 5 kez alfabe denemesinde bulunan Abhazların kullandığı ilk alfabe 1922-25 yılları arasında kullandığı Kiril esaslı bir alfabedir, İkincisi 1925 te yapılan çözümlemeli alfabedir. Üçüncüsü ise 1928 yılında yapılan Latin esaslı alfabedir. 1938 yılında Gürcü harfleriyle yapılan bir Abhaz alfabesi de dayatılmıştır. 1954 yılında Kril esaslı yeni bir alfabe daha yapılmış böylece Abhaz kimliğinin ve kültürel varlığının devamlılığı sağlanmıştır. Abhaz edebiyatı bununla ürünler vermeye başlamıştır. Etnograflar, halk bilimciler bu alfabe ile  derlemeler yapmış, şiirler, romanlar bununla yazılmış, gazeteciler haberlerini ana dilde bununla vermişlerdir.

 

                                                        *

 

         Her halkın anadili kendisi için kutsaldır. Bir Abhaz atasözü “Dil kalbin tercümanıdır” der.

         Abhaz halkı yazı diline devrim sonrası kavuşmuş olsa bile, binlerce yıllık sözlü edebiyat geleneği günümüze kadar gelmiş ve çok değerli ürünler vermiştir. Nart Eposu, Abriskil destanı, Atsan öyküleri, mitolojik tanrı ve tanrıça öyküleri, masallar, atasözleri, bilmeceler, tekerlemeler, halk şarkıları, dualar, Abhaz sözlü edebiyatının zengin ürünleridir.

         Anayurtta bu ürünler büyük bir titizlikle derlenmiş, incelenmiş, yayınlanmış, çağdaş edebiyata ve sanata konu olmuştur.

         Abhaz dili ve edebiyatının babası D.Gulya ise başlı başına bir konudur. 2014 yılı, bir halkın yeniden dirilişinin sembolü olan D. Gulya'ya adanmıştır.

         Sürgünden bu yana anayurtta kalan halkın tarihsel, kültürel, politik mücadeleleri inanılmaz bir destandır. Her seferinde yakılıp yıkılan ama küllerinden yeniden doğan bu halk sadece devlet olarak ayakta kalmayı başarmakla yetinmemiş, dilini ve kültürünü korumak için de büyük mücadeleler vermiştir. Abhaz Edebiyatı böyle kahramanların destanları ile doludur.

         Diasporaya gelince; Sürgünden bu yana bir Abhaz aydınlanması tarihçesi ne yazık ki bugüne kadar yazılmamıştır. Abhazların anadil konusundaki mücadeleleri pek dile gelmemiştir. Beşiktaş Örnek Kız Okulu öğretmenlerinden ve ilk Abhaz alfabesini yapan Butba Mustafa'nin bu yönünden hiç söz edilmemiştir.

         Abhaz dili konusunda en büyük emek sahibi dilbilimci, tarihçi, şair, yazar, etnograf, düşünür, toplum insanı  Ömer Büyüka'dır.   Abhaz dilinin yüz akı ve Gulya ile eşdeğer tutulan bir şahsiyet olmasına karşın diaspora aydınları arasında  Ömer Büyüka'yı da işleyen olmamıştır. Gerçekte Ömer Büyüka,  Abhaz dili için deyim yerinde ise bir virtiözdür.  Binlerce Abhazca sözcüğü 112 dille mukayese etmiş, her bir sözcüğün etimolojisini yapmış, öyküsünü yazmış.  Abhaz dilinin sözlüğünü, gramerini, mitolojisini yazmış, akla gelebilecek her alanını incelemiştir. Acı olan bu çalışmaları değerlendiren diaspora aydınları çıkmamıştır.

         Gelelim diasporanın anadil sorunlarına. Abhaz halkının büyük sürgünle birlikte yanlarında getirdikleri en büyük varlık dilleri ve kültürleriydi.  Köylerinde bir arada yaşayan halk bu zenginliği uzun süre koruyabildi fakat köyden kente göç bu zenginliklerin erimesine neden oldu.

         Abhazların aydınlanma tarihi diğer Kafkasyalı kardeşlerimizde olduğu gibi örgütlenme tarihiyle paralel gitti. Buna anayurtla kurulan ilişkiler, yazışmalar, gidip gelmeler eklenince, anadilde okuyup yazma ve konuşma konularında süreç içerisinde ilgi ve gelişme kaydedildi. Ülkedeki demokratik gelişmeler de biraz daha umut vaat etti. Ancak, halkın yeterince  bilgi ve bilinç sahibi olmaması umutları biraz söndürdü.

         Ben anadilimi ana kucağında öğrendim. İlk okuldan sonra sürekli yatılı okudum.  Yaz tatillerimi  anneannemin ve dedemin evinde geçirdim, haliyle anadilim bu evde yeşerdi. Yazları zenginleşen anadilimi kışları okulda unuttuğumu sanıyordum, öyle olmuyormuş, hastalandığımda ana dilimde inlediğimi arkadaşlarımın, “dün gece Fransızca sayıkladın” demelerinden anlamıştım. 

         Çocukluktan alınan temel çok önemliydi ama zamanla unutuluyordu. O yüzden bu temeli yazı dilini öğrenerek güçlendirmek gerekiyordu. Biz bu şansı 70'li yılların  başında yakaladık. Anayurttan kardeşlerimizle yazıştık, kitaplar okuduk, çeviriler yaptık, dilimizi geliştirdik. Kendimiz öğrenmekle kalmadık yakınlarımıza da öğrettik. 70'li yıllar bu anlamda bir devrimdi. Hele Aşamba Orhan, Abgınba Cengiz gibi ağabeylerimizin gayretleri anayurla aramızda sağlam köprüler oluşturdu. İlişkiler geliştikçe, diasporadan anayurda, anayurttan diasporaya insanlar gidip geldikçe anadil de biraz daha yol aldı.

         Öte yandan, Butba Mustafa'nın,  Şüanıwa Fetgeri'nin kitapları, Kafkasya dergileri, Ömer Büyüka'nın Abhazoloji Yayınları, Hayri Ersoy'un  önderlik ettiği Alaşara dergisi,  Nart Yayıncılık, bizim kurduğumuz As Yayın'ın bastığı kitaplar  Abhaz halkının bilgilenmesi ve bilinçlenmesi için az da olsa ışık oldu.    Bunlar hemen aklıma gelen örnekler ama aydınlanma sürecini anlatması bakımından yetersiz, bu konuda kapsamlı bir çalışma geleceğimizi görmek bakımından yararlı olur.

         92-93 Abhaz-Gürcü savaşı ile başlayan ilişkilerimiz de ayrı bir yazı konusu olmalı. Anadil bu ilişkilerin neresinde duruyor iyi bakmalı.

         Ben inanıyorum ki savaş dahil pek çok sorunun üstesinden gelen Abhaz halkı anadil sorununu da çözecektir. Genç kuşakta bu  bilinç ve enerji fazlasıyla mevcuttur. Zamanın ruhu er geç gelecektir.

         Benim Abhaz dilini bilenlere önerim Abhazca okuyup yazsınlar, dili bilenler için alfabeyi öğrenmek çok kolay. Bir dil kullanıldığı sürece yaşar. Her Abhazın birinci görevi dilini yaşatmaktır. Abhaz dilini bilmeyenlere, özellikle gençlere önerim, Abhazca öğrenilemez bir dil değildir. İsterlerse mutlaka öğrenirler. Çocuklar ise papağan gibidirler ne verirseniz onu alırlar. Şarkılar ve şiirler çocuklara en kolay dil öğretme aracıdır. Bu gün dans edenler kadar şarkı ve şiir okuyanımız olsa anadilimiz ihya olur.

         Anadilimizi önce kalbimize yerleştirmeliyiz. Anadil sorunun birinci çözümü istemektir. 

         “Anadil ilaçtır”. Her derde devadır.

        

 



Bu yazı 647 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI