Bugun...


LachishPha Filiz Saban

facebook-paylas
JANUS
Tarih: 03-01-2019 13:59:00 Güncelleme: 03-01-2019 14:00:00


JANUS

İki başlı Janus, sessizce akan yılın kaynağı

Ardında olup biteni görebilen tek tanrı

Liderlere  yardımcı ol;

uğraşlarıyla bereketli topraklarda Barış’ı kazandılar,

denizlere barış getirdiler.

 Senato ve Roma halkına yardımcı ol,

ve ışıldayan tapınakların açılmasını onayla.

Aydınlık bir gün doğuyor ;  düşüncelerimize ve sözcüklerimize yardımcı ol. 

Kutlu günlerde sadece kutlu sözcükler söylensin.

Kulaklarımızın o gün anlaşmazlıklardan uzak olmasını sağla ve çılgın anlaşmazlıkları şimdi yasakla

 Kötü niyetli dillerin kımıldamasını durdur

 Görüyor musun?  Hava kokulu ateşle ışıldamakta

 Kilikya tahılları ocaklarda çıtırdıyor.

 Tapınakta altın renkli alevler var ve titreyen ışıkları çatısına taşmakta. 

Lekesiz giysiler  Tarpeian tepelerine doğru yola çıktı,

 ve kalabalık festival renklerine büründü : Şimdi yeni asalar ve anlaşmalar zamanı

Yeni Mor ışıldar,

 ve meşhur fildişi koltuk taze ağırlığı hisseder.

Düveler Faliscan ovalarındaki otlandı ve şimdi kırılmaz boyunduruktaki  boyunlarını baltaya eğdiler.  Jüpiter oturduğu tepeden dünyaya baktığında , aşağıda göreceği herşey Roma’ya ait.

Selamla  Neşe gününü ve sonsuza dek bizimle kal

Mutluluğun şimdiden artsın  ve  dünyayı yöneten bir ırk tarafından kutsanmaya layık ol.

Ama sen iki yüzlü bir tanrısın Janus, hakkında ne söyleyebilirim ki? Bütün Greece’de seninle karşılaştırabileceğim  tek bir ilahi varlık bile  yok.  Bana doğruyu söyle, bu kadar tanrı arasında, neden sadece sen, hem arkanda ne var ve hem de önünde ne var diye bakıyorsun?

 Ovidius MÖ 43-MS 17

 

 

Yeni bir yıla girdik.  Yılın ilk yazısı için Ovid’in Janus’a yakarışını seçtim. 

Janus orjinalinde  Etrüsk totemi. Efsaneye göre:

1-      Titan savaşlarında Zeus’a yenilen Saturnis Latium olarak bilinen İtalya’ya sürgün edildi ve burada Janiculum diye anılan koruyucu tanrı oldu. Sembolü  orak veya hilal ve bir gemi. (Çünkü gemiyle gelmişti ve insanlar o günlerde tanrıların gemiyle seyahat etmesine alışkın olmadıkları için bu anı hayatlarındaki önemli gelişmeler sekmesine anı ölümsüzleştirecek para basarak kaydetmişlerdi. )

 

 

2-      Romulus’un totemiydi ve İtalya’ya Romulus ile birlikte gelmişti. Ama sonra kendisinden önce gelmiş olan Saturnis ile aynılaştı fakat tam manasıyla aynı olmadı ve bu farklılığı vurgulamak için Roma ve Latium kentlerinin birbirlerine bakan yüzlerine bir üstü açık dört duvarlı  ve sütunlu bir koridor inşa edildi ve teorik olarak bu koridorun kendisi Janus’un gövdesini ve Roma ile Latium’a bakan eşiklerinin de gövdenin taşıdığı iki kafayı temsil etmesi gerekiyor.  Buradan yürüyecek olursak koridor iki kent arasındaki politik ,ticari vb gibi çeşitli fonksiyonların yürütüldüğü yer  özelliği gösteriyor- gümrük muhafaza gibi bir şey. Arınma riti diye tercüme edenler de var, itiraz etmiyorum çünkü _ pasaport /gümrükten geçmekte bir tür  arınma sayılır.  Bu açıklama üstünden en erken Janus’un kafasının genellikle savunulduğu üzere doğu-batı değil kuzey-güney yönüne bakıyor olması gerektiği söylenir.

 

 

Her sembolik değer gibi  Janus totemi de mistiklerin, gizemcilerin, psikanalizcilerin dikkatini çekti ve her disiplin kendi ilgisine göre Janus’a çeşitli anlam ve fonksiyonlar yükledi.  Ben tamamen bürokratik değeri üzerinden bakarak biraz yeni bir nefes getireceğim sanırım fakat bu yönüyle işlenmesine bir örnek bulamadığım için şimdilik tek kaynak benim,daha doğusu mevcut referansları bu şekilde yorumlayan galiba sadece benim.  Her neyse,

Takvim  bilimi üzerinden Janus’un izi Mezopotamya’da Sümerlere kadar indirir ve daha ötelerde Hindistan’da da izleri bulunur ve şahsi fikrim Ege ve Trakya’nın  antik tapınak girişlerindeki Labris (çift balta) da büyük olasılıkla benzer özelliklerdedir. Takvim bilimi Ocak ayı üzerinden değil ama Aralık ayı üzerinden  Janus’u Askerlik tarihi ile de birleştirir:

Bana Janiculum diye yakarırlardı.   Toprak hala tanrıları taşıyabiliyordu o günlerde. Sonra ilahi varlıklar ölümlülerle yer değiştirdi.  Adalet ki toprağı terk eden ilk tanrıçadır,  henüz insan günahından uzaklaşmamıştı. Utanç güç kullanmadan ve korku vermeden insanları yönetmekteydi. Ve kanunu yasaya göre yorumlamak için çaba sarf etmek gerekmezdi.  Savaş ile hiçbir işim yoktu, barışı korudum ve eşikleri.  Ve bu, dedi, anahtarı göstererek, benim silahımdı. Savaş zamanlarında askerlerim rahatça geri dönebilsin diye bütün kapıları açık tutardım ve barış zamanlarında huzur kaçmasın diye bütün kapıları içeriden sürgülerdim

– ve böylece Janus koridoru  bu sefer kale ve garnizon kapısı gibi bir anlam kazanarak takvimleri şekillendirmiş olması gereken tarımdan uzaklaşır ve bu anlam kaydırması ile Janus’u anlamlandırmak da karmaşıklaşır-hatta içinden çıkılmaz bir hale gelir çünkü Janus barış eşikçisi olarak hiçbir zaman başarılı bir kariyer profili çizmiş bir tanrı değildir ve kent kapılarının savaşta açık mı yoksa kapalı mı olduğu ile alakalı birbirleriyle çelişen raporlar bulunmaktadır. Dahası orijinal Koridor’ da zaten sürgülenecek bir kapı olmadığı da belirtilir  ve belli ki kentin içinde de değildi. O yüzden öneri mantıklı değil.  Olasılıklardan bir diğeri de koridor anlamını zaman içerisinde kent veya ülkenin kendisi olacak şekilde yorumlayıp sonra da normalde kent içerisindekileri gözeten yüzleri bu kez dışındakileri gözetlemek anlamında kullanmış olabilecekleridir ve o zaman bu özelliği ile yüzler artık hudutları temsil ediyor olacağı için dış kontörleri çizer ve buradan da dört yüzlü Janos Quirinos’a çıkarız fakat artık Ay’a adını veren Janos’dan veya bildiğimiz Ocak ayından ya da takvimden  bahsetmiyor oluruz.

Bu bir Yıl Dönümü yazısı olduğu için Janus’un askerlik tarihine evrilişini Aralık ayı üzerinden bir sonraki yazıya saklayacağım . Bugün geleneklere uygun olarak sadece hurma, kuru incir ve bal yiyeceğiz ve ateşte çıtırdatabileceğimiz kestane,nohut,susam vb varsa çıtırtıları eşliğinde   normalde Mars’ın liderliğindeki Yıl başlarının nasıl Janus’a devredilmiş olabileceği üzerine hikayeler anlatıp dün ile bugünü Janus gibi bir şekilde birbirine bağlayacağız.

*

Romalıların orijinal takvimi eski Babillilerin ki gibi 10 aylık bir devirle dolaşır ve 304 gün bir sene yapardı. Dolayısı ile Mars’ı temsil eden Mart ayı ile başlayan takvim, baharı temsil eden ilk üç ayın ardından dördüncü, beşinci,…, dokuzuncu ve onuncu olarak devam eder ve onuncu aya karşılık gelen Decem (Aralık) aynı zamanda yıl sonu kapanışını yapardı.  Mart üzerinden Yıl dönümü gelenekleri zaten her sene yinelendiği ve herkesçe bilindiği için tekrarlamıyorum.

Efsaneye göre Romulus’un halefi kral Numa Decem ayının sonuna on bir ve on ikinci aylar olarak Ocak ve Şubat’ı ekleyerek yıldaki gün sayısını 354’e çıkardı ama bu değişiklik Mars’ın tahtını sarsmadı ve Yıl dönümleri Mart ayında kutlanmaya devam etti.  MÖ 153’de Roma artık genişleme fazına girmiş, Doğu Akdeniz kıyıları boyunca bağıl krallıklar edinmişti. Belki bu sebepten olabilir veya tamamen başka bir nedenden, meclis kararı ile yıl dönümünün Mart başından Ocak başına çekilmesine karar verdiler ama bu kararın yerel bazda mı yoksa tüm Roma etkili topraklarda mı olduğu muğlak. Ve karşılaştırmak için elimizde Roma öncesinin net bir bürokrasisi yok. Dolayısı ile en azından Actium savaşına kadar Roma’nın kendisi ile bağıl krallıklarının yılbaşı takvimleri ve uygulamaları farklılıklar gösterebilir . Actium zaferinin ardından Octavian, equestrian sınıfından gelen  ve ufak tefek yargıçlık görevleri üstlenmesine bakarsak ordu bürokrasisi içinde yetişmiş olması gereken Ovidius’a imparatorluk topraklarını dolaşıp yerel takvim ve kutlamaları derlemesini istedi.  Fasti işte bu derlemedir. Ve bildiğim kadarıyla Türkçe tercümesi yok.  Ve Ocak ayını temsil eden Janus ile kapağını açar ve oradan da hikayelerini anlata anlata gün gün diğer aylara ve nihayet yıl sonuna kadar gider.  İçinde Anadolu ve Kafkas pratikleri ile alakalı bir şeyler bulursam zaman içerisinde ekleyeceğim. 

Ovidius’un Janus ile hayalinde yaptığı sohbette Janus kendisini başlangıçta Kaos’tum diye tanıtır ve aniden belirmesiyle ödünü kopardığı Ovidius’a,”bilmek istediklerini korku duymadan öğrenmesini,” tavsiye eder.  Ovidius’un Janus ile sohbeti eski ve yeni gelenekler arasındaki değişimler üzerindendir ve bu sohbette Ovidius hem değişikleri kabullenmede zorlanan ve hem de mevcut pratikleri eleştiren rolündedir ve eskiyi simgeler. Janus ise hem eski ve hem yenidir, zamanın bilgeliğini temsil eder  ama aynı zamanda geçerli otoritesidir de ve Ovidius’un endişelerine  tanrıların da eski günleri özlediklerini söyleyerek empati yapar, ama bu günü de deneyimlemek lazımdır. Yine de der, bu her ikisini de görkemlendirmemize  mani değil.

Ovidius’un Janus’a sormak istediği pek çok soru vardır. Mesela  neden Janus’a  hurma,incir kurusu ve “kar beyazı sırlı” kaplarda bal bağışlamak zorundadırlar?  Janus soruyu anlamazlıktan gelerek, “ağzımız tatlanmış olarak yıla başlaması iyi alamettir,  yıl son gününe kadar öyle tatlı gider,” der. Fakat Ovidius bu cevapla yetinmez – “Peki o zaman niye bir de yanında para kesecikleri de hediye etmek zorundayız?” diye sorar, “bu da mı görücülükte iyi bir alamettir ?” Janus :

”Kalplerinde   altının baldan tatlı olduğuna inanan insanlar Saturnis zamanında da vardı.  Altına duyulan aşk zamanla büyüdü ve şimdi zirvesinde.  Öyle ki daha da  arttırmak zor.  Zenginlik şimdi oldukça yüksek değerde.  İnsanların fakir ve Roma’nın yeni olduğu günlerde Mars’ın oğlu  Romulus’ un küçük bir klubesi vardı ve nehirden topladığı sazlarla iğreti bir yatak yapmıştı. Jüpiter (heykelciği) alçak sunağında zorlukla ayakta dururdu ve sağ elindeki çakan şimşek çamurdandı. Capitol’ü yapraklarla dekore etmişlerdi mücevherlerle değil. Ve senatörler koyunları kendileri güderdi. O zamanlar kimse saman üzerinde uyumaktan utanmazdı ve birinin  başını saman balyasında dinlendirmesi ayıplanmazdı. Cincinatus insanlara yargıçlık yapmak için sabanını bırakırdı ve en ufak bir gümüş tabak kullanımı yasaktı. Fakat ikbal tanrıçası Fortune burada kafasını kaldırdığından beri Roma cennetleri onun süpürgesiyle süpürdü, zenginlik ve zenginleşmek için gereken  çılgınca ihtiras arttı.  Sahip oldukça fazlasını istediler. Harcamak için  sebep aradılar ve ne kadar  harcadıkları üzerine rekabete girdiler.  Ve ahlaksızlık beslendi, tıpkı ödemle şişmiş göbekler gibi. İçtikçe susuzlukları arttı. Zenginlik değer şimdi , itibar getiriyor, arkadaşlıklar da. Her yerde fakirler saklanmış. Ve sen hala soruyor musun altın hediye etmek  görücülükte iyi bir işaret mi diye? “  cevabını verir.

Ovidius Janus’un nasıl Mars’ın yerini aldığını da merak etmektedir ve toprağın filiz verdiği, otların fışkırmaya başladığı ,sürülerin geniş otlaklarda koşturup zıpladığı ve kuşların cıvıltılarıyla ılık havayı neşelendirdiği  bahar yerine neden soğuk kış ortasının yıl dönümü kabul edildiğini sorar ve Janus bunun sebebini ticari anlaşmaların bu ayda yapılıyor olması diye açıklar. Kendisi de zaten ticaret ayıdır.

Ovidius,”peki diğer tanrılara sunu yapmamıza gücenmiyorsun?” diye sorar. Janus kendisini hepsine açılan kavşak olarak görmektedir ve hangisine gitmek istersen iste, hepsi için de benden geçmek zorundasın, o nedenle neden kıskanayım? İstediğine sunu yapabilirsin,”yanıtını verir.

*

Öncesi tartışmalı olsa da kesin olan imparatorluk süreci ile birlikte Romalılar için 1 Ocak artık özel bir gündü. Çünkü bu gün yılın diğer günlerine açılan bir kapıydı ve o gün nasıl geçerse yılın geri kalanının da öyle geçeceğine inanılır en azından ümit edilirdi. O gün imparatorlar şahsi ödeneklerinden veya örtülü ödeneklerinden ihtiyaç sahiplerine bol bol lütuf dağıtır, çeşitli görevlerden dolayı ödüllendirecekleri insanlara ve ayrıca etkilemek istedikleri nüfuz sahiplerine bir takım hediyeler verirlerdi.  Bu işle görevlendirdikleri kent görevlileri vardı ve onlar yıl içerisinde ihtiyaç sahiplerini tek tek belirlemiş olurlardı.  Bereketi dileyen  tapınak rahipleri sunak ateşine, tapınağa gidemeyenler evlerde kendi ocak ateşlerine  çeşitli tahılları serperler, kekler ikram ederler , ateşe  ve yemeklere tuz serperlerdi. İnsanlar yıl boyunca ağızları tatlı evleri bereketli olsun diye birbirlerine ve tapınaklara hurma, incir kurusu, ve sırlı beyaz kaplar içerisinde bal hediye ederlerdi. Ocak ayında ayrıca bir sonraki Ocak ayına (Janus’a) kadar olmak kaydıyla bürokrasi içinde  iktidar ve otoriteyi simgeleyen Asa’lar el değiştirir, fildişi koltuklara oturan gövdeler değiştirilir, yeni anlaşmalar yapılır, temyiz istekleri dinlenir, ticaret anlaşmaları ve yeni pazarlıklar yapılır ve tüm bunlar bir festival havası içerisinde gerçekleşirdi.   Fakat neden Mart değil de Ocak ayı?

Janus Ovidius ile sohbetinde bunun sebebini Ocak ayının ticari anlaşmalar ayı olmasına bağlar-  o da belki en dipte derinde tarım arazileri politikaları ile alakalı bir şeydir-  Çünkü erken imparatorluk periyodundan beşinci yüzyıla kadar Ocak ayı merkezi devletten eyalet dediğimiz provinslere insanların tarla, bağ,bahçe ve çeşitli maden kaynaklarının işletmeciliklerini kiraladıkları  aydır. Her ocak ayında anlaşmalar tazelenir, borçlar en geç takip eden ocak ayının onbeşinde ödenmek üzere taksitlere bağlanır ve sonraki Ocak ayında ödeme güçlükleri çekenler yeni bir anlaşma veya borç ertelenmesi için, kapı aşırırken yeni adaylar öncekilerin kaybettikleri haklar için pazarlık masasına otururlardı.   Janus bir anlamda bu ticaret politikasının da temsilcisidir ve insanların başka tanrılara da dua edip hediyeler sunmalarından rahatsız olmaz aksine kendisini  çeşitli yollara açılan kavşak ve diğer tanrıları kavşaktan ayrılan yolların koruyucuları olarak görür ve her kim onlara sunu hediye edecekse önce kendi eşiğinden geçmelidir o nedenle Junas hiçbir zaman kaybetmez ve insanlar da istedikleri tanrıya hediye sunmakta serbesttirler.  Bu tarif üzerinden Janus ‘u  imparatorluk dahilindeki çeşitliliği merkezinde toparlayan bir tür ekonomi temelli bürokrasi tanrısı gibi de görebiliriz. Modern bürokrasideki karşılıkları için –Hazine ve Maliye bakanlığı ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ortak ayı ve totemi  olma özelliği gösterir diye düşünüyorum  çünkü Janus’u eşik  alan dönem bakanlıklarından Comes Sacrarum Largitionum  devlet hazinesi ve ekonomisi ile ilgili her şeyi temsil ediyor ve vergi tanrılarının eşiklerinden geçmeden bugün dahi miras bile bırakamıyorsun. Comes sacrarum largitionum’un bir özelliği de kendisine kanunla tanınan özel bir hakla her yıl Ocak ayının ilk günü ihtiyaç ve maruzat sahiplerine rahatlatıcı kolaylıklar sağlayıp, iyilikler dağıtabiliyor olması idi.  Comes’un  bu tip yardımlar için kullandığı  ödenek imparatorun şahsi lütfundan karşılanır ve devletin çeşitli ihtiyaçlarını karşılamak, ayrıca  emirlerine itaatkar olanları hediyeler veya ödüllerle taltif etmek için kullanılırdı.

Başkentler ( Roma + İstanbul)  ve büyük şehir belediyeleri gibi gördüğüm provins hükümetleri  ile alakalı mülk ve gelirleri ise Comes Rerum Privatarum takip ederdi ,yani günümüzdeki Çevre ve Şehircilik Bakanlığı.   Modern karşılığı görevler listesinde farklılıklar gösterebilir notu ile Comes rerum privatarum’un başlıca görevi başkent ve provinslerdeki devlet taşınmazları ile alakalı her şeyi uzantısı ofisler aracılığı ile kontrol etmekti.  Taşınmazların bir kısmı üçüncü şahsa devredilebilir veya devredilemez koşulu ile kiraya verilirdi ve taşınmazın hangi kategoride olduğunun takibi kiralayacak kişinin sorumluluğundaydı. Daha çok tarım arazileri için uygulanan politikada kiracı yıllık  kirasını dört ayda bir taksitle üç defada öder ve son taksidin 15 Ocak’dan önce ödenmesi gerektiğini bilirdi.  Olur da  ödemede gecikirse toprak hükümete geri döner ve başkasına  verilir ve bu kişi kendisinden önceki kişinin borçlarından sorumlu tutulmazdı. Kiralanan topraklarla alakalı bir diğer durumda üstünde yaşayan toprağa bağlı köylülerin durumu. Bunlar biraz kajer gibi bir şey. Colonis olarak anılıyorlar ve  toprağa bağlılar beye yani kiracıya değil.  Hiçbir kiracı, hatta imparatorun lütfu ile süreli toprak sahibi olan ben_ acayip_ çok_ özelim tipi işletmeciler dahi  ben bu işçileri beğenmedim yenilerini getireceğim veya bunları buradan başka bir köye ya da madene taşıyacağım diyemiyordu. Bir ucunu Kafkasya’ya bağlayıp karşılaştırma yapayım  diyeceğim ama bu konuda bilgi birikimim yok denecek kadar az.  O yüzden yanlış bir şey de demek istemiyorum, konuyu bilirse en iyi Kabardeyler bilir, açıklamasını karşılaştırmasını onlar yapsın diyerek pası Kibarcıklara atayım.  J  Kaçırılan ,başka yere nakledilen veya kötü davranışa maruz kalan veya kendisi kaçan kölelerle ilgili takibi de rerum privatarum yapardı ve işletmecide kusur bulursa bir takım cezaları uygulayabilirdi.  Köle kendi isteği ile kaçar ve hatta sahte kimlikle özgürlük ve sınıf atlama vaad eden orduya katılırsa? 30 sene boyunca tanıyan biri çıkmasın diye dua etmesi gerekiyordu. O da artık ölmez de sağ kalırsa.  Comes rerum privatarum’un görevlerinden diğeri de provinsdeki yol ve köprülerin bakımlarını düzenli olarak yaptırmaktı. Tarım arazilerinin dışında saltus veya otlak denilen arazilerin kira ücretleri de rerum privatarum kontrolündeydi ve yerel otoritelerin otlak kiralarını yükseltme yetkileri yoktu. Otlaklarla alakalı çeşitli imparatorluk fermanları bu arazilerin atlarını otlatmak isteyen askerler tarafından da kullanıldığını ve bu nedenle kiracılar ile ordu arasındaki sorunlarda da rerum privatarum’un kiracı lehine araya girme gereği duyduğunu gösteriyor.  Bu ofisler zaman içerisinde bölündü ve tekrar yapılandı ise de Ocak ayının bürokrasideki rolü beşinci ve hatta belki altıncı yüzyıla kadar değişmedi.

 

Son olarak Janus’un sembolleri olan Asa ve anahtar var. Asa otorite, bir mevki makam sahibini  simgeliyor bunda bir tereddüt yok ve Asa sahibiydi diye anılan pek çok yerel karakterler var ama Anahtar’dan bahseden yayın pek yok. Anahtar’ın ben gene bürokrasi ağı üstünden daha yüksek dereceden bir mevkiyi temsil etmiş olabileceğini düşünüyorum. İtilafları, anlaşmazlıkları çözer. Janus özelliklerinden biri temyiz taleplerinin de bu ayda değerlendirildiği  olduğu için Janus rolündeki mevki bir üst mahkeme  bir tür Yargıtay gibi bir şey olabilir  düşünüyorum ve mor’a yükselmek ile birlikte bakınca bu görev imparator’un kişiliğinde yetkili kıldığı ofisler olabilir ki onlar da güçleri ellerinden alınana kadar eyalet koruyucuları idi ve hepsi de yarı askeri nitelikli hukuk adamlarıydı. Ayrıyeten dış diplomasi ,yeni ilişkiler kurmak yeni anlaşmalar yapmak gibi gene imparatorun kişiliğinde birleştirilmiş  Dış işleri bakanlığını da temsil ediyor olabilir ama beşinci yüzyıl bürokrasisinde dış ilişkiler ofisi bildiğimiz manada tanımlanmadığı için bu anahtarın temyiz ve af yetkisi için kullanılmış bir iç aktör  olma olasılığı benim penceremden daha yüksek görünüyor.  Janus’un ismi imparatorluk takvimine girmesine rağmen imgesiyle alakalı bir dolaşım görünmüyor. Çift başlı kartal imgesi sıklıkla eşleştirilmesine rağmen Çift Başlı Kartal’dan en fazla devlet otoritesini temsil ettiği anlamı çıkar çünkü kartalı Janus’un ticari kariyeri ile bağlayabileceğimiz hiç örnek yok. O sebeple Janus’un bir bütünü değil bütün içerisindeki bir organı temsil etmeye evrilmiş olduğunu ve o sebeple takvim başına getirilip, ayrıca her ayın ilk gününün (calends) aynı sebeple Janus’a bağlanmış olduğunu düşünüyorum.  Ve zaten kalendaria da aylık muhasebe defteri gibi bir anlama gelmekte. Enem şaka maka  hakkatten çözdük ha !!

 

Takvime dönersek : Bizdeki Ocak ayı için sözlük Arapça ocak anlamına gelen Kânun’dan gelir diyor ama şapkalı a kullanıp kibarca telaffuz etmek gerektiği konusunda uyarıyor. Şapkalı ve şapkasız hali arasındaki farkı da bilmediğim için şapkalı A’sı olan kanunun yeniçeri ocağı, sipahi ocağı gibi tüzel bir kişiliği mi yoksa evde yemek pişirdiğimiz bildiğimiz ocağı mı kastettiğini anlamadım-bence tüzel bir kişilik kastedilmiştir –bu kısmı da anlayanlara devredeyim.

Umarım keyif almışsınızdır. Yön veren kaynaklar olarak ,Ovidius’un Fasti’si ve M.Emilio Cosenza’nın Konstantin Sonrası Kurumsal Pozisyonlar (1926) tezinden faydalandım.  Eksik elbette çok- ve Janus geleneğine uydum ve koridor oldum. Gerisi siz okurların katkılarına kalmış. 

Bu vesile ile Yeni yılın ülkemize, devletimize, milletimize ve şimdi bir yerlerde bizi korumak için görev yapan tüm güvenlik görevlilerimize kolaylıklar getirmesini ve huzurun insanlarımızın üzerinden hiçbir zaman eksilmemesini diliyorum.   Ayrıca Abhazya’daki tüm tanıdıklara da selamlar. Abhazya için de mükemmel bir yıl olmasını diliyorum. Gelcem gelcem 

İyi seneler 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.

 

 

 

 

 

 

 

 



Bu yazı 325 defa okunmuştur.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Bizi Takip Edin :
Facebook Twitter Google Youtube RSS
HAVA DURUMU
YAZARLAR
ÇOK OKUNAN HABERLER
  • BUGÜN
  • BU HAFTA
  • BU AY
HABER ARŞİVİ

Web sitemize nasıl ulaştınız?


NAMAZ VAKİTLERİ
nöbetçi eczaneler
HABER ARA
YUKARI